Barbara Kopple, Union Town ile işçilerin yaşamını Ji.hlava’ya taşıyor
Barbara Kopple’nin Union Town belgeseli, Venedik ve Toronto’nun ardından Ji.hlava Belgesel Film Festivali’ne geliyor. ABD’deki emek mücadelesini anlatan üçlemeyi tamamlayan yapım, UPS ve Amazon çalışanlarıyla uygulamalar üzerinden çalışan kuryeleri izliyor. Sendikal örgütlenme çabaları, sendika içindeki anlaşmazlıklar, ailelerin yaşamı ve kazanımlar, yönetmenin yarım yüzyıl önce Kentucky’deki grevci madencilerle başladığı sinema yolculuğunun yeni bölümünü oluşturuyor.
Sanat··Akşam
Emek üçlemesi Ji.hlava’ya geliyor
Barbara Kopple’nin Union Town belgeseli, Venedik ve Toronto gösterimlerinin ardından Ji.hlava Uluslararası Belgesel Film Festivali’ne geliyor. Amerikalı yönetmen, ABD’de paket dağıtım şirketi UPS’in şoförlerini, Amazon’un depo çalışanlarını ve uygulamalardan iş alan kuryeleri izliyor. Çalışanların örgütlenme çabalarını konu alan yapım, Kopple’nin yarım yüzyıla yayılan emek hakları üçlemesini tamamlıyor. DoorDash ve Uber Eats gibi platformlarda çalışan göçmenler de filmde önemli bir yer tutuyor.[1], [2]
Üçlemenin 1976 tarihli ilk filmi Harlan County U.S.A., Kentucky’deki madencilerin grevini anlatıyordu. 1990’da gösterilen American Dream ise Minnesota’daki bir et işleme tesisinde 1985–1986 yıllarında süren, yenilgiyle sonuçlanan greve odaklanmıştı. Kopple her iki belgeselle de Oscar kazandı; American Dream ödülünü Arthur Cohn ile paylaştı. Yönetmen, işçiler ve aileleriyle geçirdiği yılların bu konuya dönüşünde etkili olduğunu söylüyor.[1], [2]
Örgütlenmenin merkezinde işçiler ve aileler var
Filmin başlıca gelişmelerinden biri, UPS çalışanlarının 2023’teki toplu sözleşme görüşmeleri sırasında gündeme gelen grev. Görüşmelerde çalışanları temsil eden Teamsters sendikası, grev tehdidinde bulunuyor. New York’ta çalışan Audrey ise olası greve hazırlık sırasında yönetimin daha iddialı talepler ileri sürmesini istiyor. Belgesel dergisi DOK.REVUE’de yazan Matěj Schneider, Audrey’nin sendika içinde karşılaştığı itirazları anlatıyor. Eleştirmen, Kopple’nin yalnızca liderlerle yetinmeyip sıradan sendika üyelerine de zaman ayırmasını olumlu değerlendiriyor.[2]
Uzun yıllardır UPS’te çalışan sendika örgütçüsü Antonio Tony Rosario, oğullarıyla birlikte kamera karşısına çıkıyor. Tek bir dalı kolayca kırıp bir demet çubuğu kıramadığını göstererek çocuklarına dayanışmayı anlatıyor. Kopple’nin sahneye ilişkin açıklaması da Schneider’in değerlendirmesi de ailenin bu mücadeledeki yerini vurguluyor. Belgesel, farklı işyerlerine dağılmış kuryelerle temizlik işçilerinin güçlüklerine de yer veriyor; örgütlenme çabası, bu insanların gündelik yaşamlarıyla birlikte anlatılıyor.[1], [2]
Anlaşmazlıkların yanında kazanımlar da var
Kopple, örgütlenme mücadeleleriyle birlikte kazanımları da gösteriyor. DoorDash’in 2025’te New York’ta müşteri bahşişlerinin işçi ücretlerini karşılamak için kullanıldığı iddialarını çözmek üzere 17 milyon dolar ödemeyi kabul etmesi bunlardan biri. Yönetmen, Venedik gösterimine katılan Amazon çalışanlarının izleyicilerce alkışlandığını da anlatıyor. Yapımını Cabin Creek Films’in üstlendiği belgeselin uluslararası satışlarını Autlook Filmsales yürütüyor. Kopple, salgın sonrasında kendilerini gözden çıkarılabilir hissettiğini söylediği çalışanların yaşamlarına zaman ayırmak istediğini belirtiyor.[1]