China Miéville, The Rouse ile Goldsmiths Ödülü’nü kazandı
China Miéville’in yaklaşık 20 yılda yazdığı The Rouse, Londra’da 10.000 sterlinlik Goldsmiths Ödülü’nü kazandı. Roman, oğlunun ölümünü araştıran bir annenin öyküsünü İngiliz imparatorluk ve Soğuk Savaş tarihiyle buluşturuyor. Francis Spufford başkanlığındaki jüri, kitabın kapsamını, dilini ve roman biçimini zorlayan yaklaşımını öne çıkardı. Ödül, kurmacada yeni anlatım yolları açan eserlere veriliyor.
Sanat··Sabah
The Rouse, Londra’daki ödülü kazandı
Britanyalı romancı China Miéville, The Rouse adlı kitabıyla Goldsmiths Ödülü’nü kazandı. Sonuç, 4 Kasım’da Londra’da düzenlenen törende açıklandı. Romanın anlatım olanaklarını genişleten kurmacayı destekleyen ödülün para tutarı 10.000 sterlin. İlk kez 2013’te verilen ödüle Birleşik Krallık ve İrlanda’dan gelen yazarların yanı sıra bu ülkelerden birinde yaşayan yazarlar da başvurabiliyor.[1], [2]
Jüri başkanı romancı Francis Spufford, kitabın tarihe yaklaşımını, dil denemelerini ve kapsamını öne çıkardı. Değerlendirme kurulunda yazar ve çevirmen Kate Briggs, romancı Hari Kunzru ile gazeteci David Sexton da yer aldı. Kurul, altı kitaplık kısa listeden Miéville’in romanını seçti. Kitabın biçimsel cesaretine yönelik övgü, ödülü veren jürinin edebî değerlendirmesini yansıtıyor; Spufford, kararını anlatırken romanın beklentileri aşan yaklaşımını vurguladı.[1]
Bir annenin kışladaki ölümün izini sürmesi
Romanın öyküsü 1973 yılında Londra’da başlıyor. Maur adlı annenin oğlu Ewan, bir askerî kışlada görünürde intihar ederek yaşamını yitiriyor. Maur, oğluna ne olduğunu öğrenmek için araştırmaya girişiyor. Başka yaslı ailelerle kurduğu bağlar ve bir gazeteciyle karşılaşması, arayışını genişletiyor. Bu süreçte İngiliz devletinin doğaüstü olaylarla gizlice ilgilendiğini keşfediyor. Öykünün bir diğer kolunda, doğaüstü güçlerle karşılaşmış bir askerin yaşadıkları anlatılıyor. Bu kişiler ve gizli çalışmalar, romanın kurmaca dünyasına ait.[1]
The Rouse, annenin araştırmasını İngiliz imparatorluk tarihi ve Soğuk Savaş dönemine uzanan bir anlatının içine yerleştiriyor. Tarihsel romanla doğaüstü gerilim aynı öyküde buluşuyor. Miéville, üzerinde yaklaşık 20 yıl çalıştığı kitabın yetişkin yaşamının büyük bölümünü kapladığını söylemişti. Yazar, kendi yaşamını tanımlayan eser olarak gördüğü bu romana uzun bir yazım dönemi ayırdı. Ailenin yaşadığı kayıp ile devletin gizli çalışmaları, romanın başlıca öykü kollarını oluşturuyor.[1]
Kısa listede beş roman daha vardı
Kısa listedeki diğer kitaplar Polly Barton’ın What Am I, a Deer?, Keith Ridgway’in Dooneen, Doireann Ní Ghríofa’nın Said the Dead, Aea Varfis-van Warmelo’nun Attention Seeking Behaviour ve Missouri Williams’ın The Vivisectors romanlarıydı. Miéville’in önceki romanları arasında Perdido Street Station, The City & The City ve Embassytown bulunuyor. Yazar daha önce Hugo, World Fantasy ve Arthur C Clarke ödüllerini de kazandı. Kurmaca dışı çalışmalarında ise uluslararası hukuku ve Rus Devrimi’nin tarihini ele aldı.[1]