Amerika Birleşik Devletleri borcu 40 trilyon sınırını aşarken Hazine tahvil geri alımlarını genişletiyor
Federal borç, önceki trilyon sınırına ulaşmasından beş ay sonra 40 trilyon eşiğini aştı. Eş zamanlı olarak bakanlık piyasa likiditesini güçlendirmek için uzun vadeli tahvil geri alımlarını ikiye katladı.
Ekonomi ve Piyasalar··Akşam
Borç eşiği
Amerika Birleşik Devletleri federal borcu, 39 trilyon dolar sınırını geçmesinden beş ay sonra 40 trilyon dolar eşiğini aştı. Günlük güncelleme çarşamba günü toplam borç stokunu bu düzeyin üzerinde gösterdi; mali yılın ilk 10 ayında faiz ödemeleri bir yıl öncesine göre yüzde 15 yukarıda seyretti. Hızlı artış, borçlanma maliyetleri hükümetin toplam gelir havuzunun daha büyük bir bölümünü tüketmeye devam ederken politika yapıcıların karşı karşıya olduğu artan mali baskının altını çiziyor. Gelişme, analistlerin ne yürütme ne de yasama organının bu gidişatı tersine çevirecek inandırıcı bir plan sunmadığı konusunda uyarıda bulunmasına yol açtı.[1]
Piyasa likiditesi
Hazine bakanlığı 10 yıl–20 yıl ve 20 yıl–30 yıl kesimlerindeki likidite destek işlemlerini artırdı. Bakanlık her bir işlem için azami sınırı 2 milyar dolar düzeyinden en az 4 milyar dolar düzeyine çıkardı; karar 9 Eylül'den 4 Kasım tarihine kadar geçerli olacak. Yetkililer, bakanlığın bu uzun vadeli nominal kesimlerdeki işlemlerde düzenli olarak yüksek nitelikli ve büyük hacimli teklifler aldığını kaydetti. Açıklama, kararın çeyreklik finansman planı altındaki toplam borçlanma miktarını değiştirmeden sadece hükümetin hangi menkul kıymetleri geri alacağını değiştirdiğini netleştiriyor.[2]
Finansal baskı
Artan borç maliyeti hükümetin mali esnekliğini sınırlıyor ve bakanlığı piyasa işleyişini daha aktif yönetmeye zorluyor. Genişletilen geri alım işlemleri, daha uzun vadeli nominal kesimlerde pürüzsüz işleyişi korumayı amaçlarken geniş finansman planı büyüyen faiz yükünü karşılıyor. Piyasa katılımcıları, egemen borçlanma gereksinimleri genişledikçe ve faiz ödemeleri yıllık 1 trilyon dolar düzeyini aştıkça piyasa derinliğini sürdürmenin kritik hale geldiğini gözlemliyor. Bu dengeleme çabası, yüksek faizli bir ortamda sürekli büyüyen bir ulusal açığı finanse etmenin yapısal zorluklarını örnekliyor.[1], [2]