Isabelle Stever, I Rarely Wake Up Dreaming’i Seminci yarışmasına taşıdı
Isabelle Stever’in I Rarely Wake Up Dreaming filmi, İspanya’nın Valladolid kentindeki Seminci’de ülke prömiyerini yaptı. Anna Melikova’nın yazdığı öykü, Rusya’nın işgali sırasında ilişkilerini korumaya çalışan Ukraynalı queer bir çifti izliyor. Yönetmen, senaryonun Melikova’nın yakın çevresindeki deneyimlerden doğduğunu ve kişilerin mahremiyetini koruduklarını anlattı. Film, festivalin resmî yarışmasında Altın Başak için değerlendiriliyor.
Sanat··Akşam
Ukraynalı çiftin öyküsü yarışmada
Alman yönetmen Isabelle Stever’in I Rarely Wake Up Dreaming filmi, İspanya prömiyerini Valladolid Uluslararası Film Festivali Seminci’nin resmî yarışmasında yaptı. Yapım, savaşın ilişkilerini ve kişisel kararlarını değiştirdiği genç Ukraynalı queer bir çifti izliyor. Stever, yeni filmiyle festivalin 71. etkinliğine katılıyor. Öykü, çatışma sürerken yazıldı ve çekildi; yönetmen de basın toplantısında bu çalışma sürecini anlattı.[1], [2]
Senaryoyu Ukraynalı yazar Anna Melikova kaleme aldı. Stever ile Melikova, 2022 tarihli Grand Jeté filminde de birlikte çalışmıştı. Yeni ortaklık, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Melikova’nın yakın çevresinden topladığı deneyimlere dayanıyor. Stever, bu insanların mahremiyetini korumaya çalıştıklarını söyledi. Amaçlarının, savaşın LGBTİ+ bireylerin yaşamını nasıl etkilediğini anlatırken gerçek kişilerin özel hayatını açığa çıkarmamak olduğunu belirtti.[1]
Stever, öykünün çıkışını Şubat 2022’de işgalin başlamasından sonra Kiev mahallelerinde yaşanan deneyimlerle ilişkilendirdi. Savaştan yararlanmadan, onun insanların hayatına girişine tanıklık eden bir anlatı kurmak istediklerini söyledi. Dramın merkezinde Olga ile Oleh’in ilişkisi bulunuyor. Şiddet, görüntülerde çoğunlukla arka planda kalsa da karakterlerin çevresini giderek daha fazla belirliyor ve birlikte yaşayabilecekleri alanı değiştiriyor.[1]
Yönetmen, bu daralan alanı filmin görsel düzenine de taşıdığını anlattı. Başlangıçta karakterler kadrajın içinde ve dışında nasıl hareket edeceklerini seçebiliyor. Öykü ilerledikçe görüntüler daha katı ve durağan hâle geliyor. Stever, kurmaca yapımı neredeyse belgesel çeker gibi ele aldığını belirtti. Olayları ekranda canlı kılabilmek için kendine özgü bakış açıları ve küçük ayrıntılar aradığını söyledi.[1]
Toplumsal cinsiyet rolleri ilişki üzerinden inceleniyor
Oleh’in erkek bedenine sahip olma isteği, filmin toplumsal cinsiyet kimliğine ilişkin anlatısında yer alıyor. Stever, karakter için bu isteğin acil olduğunu ve kendisini olduğu kişi gibi hissedebilmesiyle bağlantı taşıdığını anlattı. Yönetmen, savaş sırasında erkekliğe yüklenen toplumsal rolleri de incelemek istediğini söyledi. Bu açıklamaları, filmdeki karakterin yaşadığı dönüşümü ve karşılaştığı baskıları tarif ederken yaptı.[1]
Stever, çiftin kendileri hakkında soru sorabilmesini, dayatılan beklentilerin dışında düşünecek bir alan bulmalarıyla ilişkilendirdi. Oyuncu kadrosundaki bazı kişilerin daha önce trans bireylerle tanışmadığını, bu karşılaşmadan memnuniyet duyduklarını da aktardı. Yönetmen, sunumun sonunda savaş deneyimlerini yalnızca sözlerle anlatmanın güçlüğüne değindi. Görüntülerin, izleyicilerin orada yaşananları kavramasına yardımcı olabileceğini ve empati kurma gücü taşıdığını umduğunu söyledi.[1]