Tam tutulma göğü kararttı; Hubble karanlık madde izini buldu
Tam tutulma kuzey göklerini karartırken Hubble karanlık maddeyi izleyen bir yıldız akıntısı buldu; James Webb gazla sarılı kara delik adaylarını gösterdi, benzetimler erken gezegen yapı taşlarının mümkün olabileceğine işaret etti.
Bilim··Öğle
Ayın gölgesi kuzeyden Akdeniz'e indi
Ayın gölgesi 12 Ağustos'ta Kuzey Buz Denizi'nden Akdeniz'e uzanan 293 kilometre genişliğinde bir şerit çizdi. Tam güneş tutulması Sibirya yakınlarında başladı; Doğu Grönland, Batı İzlanda ve Kuzey İspanya üzerinden Balear Adaları'na indi, güneş batarken Akdeniz üzerinde sona erdi. Şeridin içinde kalanlar, güneşin dış atmosferi olan tacı çıplak gözle görebildi. Space.com gökyüzü gözlemi editörü Daisy Dobrijevic, tutulmayı Grönland'daki Scoresby Sund'da bir gemiden izledi; kararan gökyüzünde Jüpiter, Merkür ve Venüs'ün belirdiğini, büyük bir güneş çıkıntısının da göründüğünü aktardı. Tam tutulma çizgisinin dışındaki geniş bölge aynı olayın parçalı yüzünü yaşadı: Avrupa ve İskandinavya'nın yanı sıra ABD'nin kuzeydoğusu, Kanada'nın büyük bölümü ve Alaska'da ay, güneş diskini kısmen örttü. Günün en doğrudan gök olayı, milyonlarca kişinin başını göğe kaldırdığı birkaç dakikalık karanlıktı. Aynı bilim gündeminde daha uzaktaki ışıklar ise tek bir gök olayını izlemekten çok, yıldızların ve gökadaların geçmişini okumaya yarayan yeni izler sundu.[1]
Soluk yıldız izi karanlık maddeyi görünür kılıyor
Hubble Space Telescope görüntülerinde UGC9050-Dw1 adlı aşırı dağınık gökadanın çevresinde bulunan soluk yıldız izi, Samanyolu dışında saptanan ilk küresel yıldız kümesi akıntısı oldu. Bu akıntılar, bir yıldız kümesinin gökada içindeki yolculuğu sırasında çekim etkisiyle geride bıraktığı uzun ve ince izlerdir. University of Copenhagen ekibi akıntının devinimini modelleyerek UGC9050-Dw1'in kütle dağılımını ölçtü ve gökadanın önceki çalışmalarla uyumlu biçimde bol karanlık madde barındırdığı sonucuna vardı. Yöntem karanlık maddeyi doğrudan görüntülemiyor; görünmeyen kütlenin yıldız izinin biçimine ve hareketine uyguladığı çekimi okuyor. Samanyolu'nda kullanılan bu yaklaşımın ilk kez başka bir gökadadaki küresel yıldız kümesi akıntısına uygulanması, benzer izlerin farklı gökada türlerinde de birer kütle cetveline dönüşebileceğini gösteriyor. Sonuç tek bir gökadaya dayanıyor. Araştırmacılar Euclid ve Nancy Grace Roman uzay teleskoplarının daha çok akıntı bulmasını, böylece yöntemin tek örnekten daha geniş bir gökada topluluğuna taşınmasını bekliyor.[2]
Kozmik şafakta iki şaşırtıcı başlangıç
James Webb Space Telescope'un küçük kırmızı noktalar diye bilinen nesneleri, erken evrende kara delik ile yıldız arasındaki alışılmadık bir yapıya işaret ediyor. Nature'da yayımlanan çalışma, Büyük Patlama'dan 660 milyon yıl sonraki MoM-BH*-1'i inceliyor ve bu noktaların yoğun gazla sarılı kara delikler olabileceğini savunuyor. Rohan Naidu'nun yönettiği çalışmaya göre her nesne güneşimizden en az 100.000 kat büyük; noktalar teleskobun evrenin ilk 1,5 milyar yılını taradığı hemen her bölgede görülüyor. Nature'daki yorum bulguyu önemli bir ipucu sayarken bu kara delik yıldızlarının nasıl oluştuğu kuramsal tartışmasını koruyor. Başka bir çalışma ise ilk kuşak süpernovaların zenginleştirdiği gaz bulutlarında, küçük kütleli ve uzun ömürlü yıldızların çevresinde kayalık gezegen yapı taşlarının Büyük Patlama'dan 100 milyon yıl sonra oluşabileceğini benzetimlerle öne sürüyor. Modellenen diskte birkaç yer kütlesi değerinde katı madde ve erken evren için dikkate değer miktarda su bulunuyor. Bu ikinci sonuç gözlem değil, arXiv'deki ve The Astrophysical Journal Letters tarafından kabul edilen bir ön baskının bilgisayar benzetimine dayanıyor. İki gelişme, evrenin genç dönemini daha kalabalık gösteriyor: bir yanda gaz kozasındaki dev kara delik adayları, öte yanda kayalık dünyalara dönüşebilecek ilk küçük yapı taşları.[3], [4]