Hakemli araştırma, damar hücrelerinden salınan keseciklerin kanser hücrelerinin karaciğere yerleşmesini desteklediğini gösterdi. Hücre kültürleri ve farelerdeki deneyler, taşınan bir RNA molekülünü genlerin çalışmasındaki değişimlerle ilişkilendirdi. Hasta verileri de ek ilişkiler sundu. Çalışma biyolojik bir işleyişi açıklıyor; bu yolu hedeflemenin insanlarda tedavi yararı sağladığını gösteren klinik deney sonucu içermiyor. Bulgular deneysel modellerle sınırlı.
Bilim··Sabah
Damarın iç yüzeyinden gelen işaretler
Damarların iç yüzeyini döşeyen hücrelerden salınan küçük zarlı kesecikler, laboratuvar deneylerinde kanser hücrelerinin karaciğere yerleşmesini destekledi. Eksozom adı verilen bu kesecikler, ribonükleik asit, kısaca RNA türündeki RN7SL2 molekülünü taşıdı. Hakemli araştırma, gözde başlayan uvea melanomuna odaklandı; çalışmanın bazı bölümleri pankreas kanseri modellerine de genişletildi. Hücre kültürleri ve fare deneylerinin yanında, hastalara ait veri kümeleri incelendi.[1]
Genetik bilginin kullanımında değişim
Araştırmacılar, hücresel sinyallerdeki değişimleri genlerin çalışmasını düzenleyen KLF4 proteinine kadar izledi. KLF4, genetik bilginin paketlendiği kromatinin erişilebilirliğini ve gen etkinliğini güçlü biçimde yöneten bölgeleri değiştirdi. Kanser hücrelerinin yaşamını sürdürmesi ve hareket etmesiyle ilişkili genler daha etkin çalıştı. Keseciklerde RN7SL2’nin azaltıldığı deneylerde farelerin karaciğerinde daha az tümör odağı oluştu. Bu sonuç, taşınan molekülün incelenen modellerdeki rolünü destekliyor.[1]
Deneysel işleyiş ile hastadaki yarar ayrı
Deneysel bir baskılayıcı madde de modellerde ilgili gen etkinliğini ve tümör büyümesini azalttı. Bu, hastalarda yapılmış bir tedavi karşılaştırması değildi. Hasta verilerinde bazı yol bileşenlerinin düzeylerindeki artış daha kısa yaşam süresiyle birlikte görüldü; bu ilişkiler neden sonuç bağını kanıtlamıyor. Bulgular, kanser hücreleriyle çevredeki damar hücrelerinin etkileşimini açıklıyor. Küçük hayvan grupları ve kullanılan modellerin koşulları, sonuçların insanlara ne ölçüde taşınabileceğini sınırlıyor.[1]