Batı Şeria'da yerleşimci baskısı evlerden Güvenlik Konseyi'ne taşındı
Qusra'da iki ailenin evlerinde kuşatılması, başka köylerdeki saldırılar ve yıkımlar ile BM Güvenlik Konseyi'ndeki görüşme, Batı Şeria'daki baskının günlük yaşamdan diplomasiye uzanan boyutlarını gösteriyor.
Jeopolitik··Akşam
Qusra'da evlerin çevresinde kurulan kuşatma
BBC News'in haberine göre Nablus yakınlarındaki Qusra köyünde İsrailli yerleşimciler, Abu Ridi ve Hassan ailelerini pazar gününden bu yana evlerinde tutan bir kuşatma kurdu. Haberde yerleşimcilerin suyu ve elektriği kestiği, bir duvardan söktükleri taşlarla yolu kapattığı aktarılıyor. İçlerinde iki küçük kız çocuğunun da bulunduğu yedi kişi dışarı çıkamadı; bir Filistin ambulansı ancak salı gecesi yiyecek ulaştırabildi ve çocuklardan birini tedaviye götürdü. İsrailli insan hakları örgütü Yesh Din, Merkez Komutanlığı'ndan aileleri korumasını, kurulan karakolu boşaltmasını ve sorumlular hakkında işlem yapmasını istedi. İsrail Savunma Kuvvetleri de Filistinlilerin evlerine girilmesini ve bu evlere el konulmasını hukuka aykırı ve kabul edilemez diye niteledi. Tümgeneral Avi Bluth'un bölgeyi ziyaretinin ardından güvenlik güçlerinin çekildiği, yaklaşık 12 yerleşimcinin ise kaldığı bildirildi. Qusra'nın Filistin idaresi ile İsrail güvenlik denetimindeki B Bölgesi'nde bulunması, sakinlerin korunmasına ilişkin sorumluluk tartışmasını somut bir köy ve iki ailenin çevresinde görünür kılıyor.[1]
Başka topluluklarda aynı baskının daha geniş izi
Qusra'daki olay, aynı hafta Batı Şeria'nın başka yerlerinden gelen haberlerin içinde yer alıyor. Al Jazeera, İsrail güçlerinin salı günü ikisi çocuk 23 Filistinliyi gözaltına aldığını, Tal köyünde evleri yıktığını, Anza'da 12 ticari depoyu ve Yarza'da bir tarım tesisini buldozerlerle yıktığını aktardı. Habere göre yerleşimciler Al-Mughayyir'de üçü çocuk altı kişiyi yaraladı; Khirbet Ras al-Ahmar'da 30 çoban aileye su sağlayan boru hattının bölümleri de tahrip edildi. UN News ise OCHA'nın 28 Temmuz ile 3 Ağustos arasında 35 yerleşimci saldırısı saydığını ve bu saldırılarda en az 37 Filistinlinin yaralandığını bildirdi. Olaylar Ramallah, Nablus ve Kudüs illerinde yoğunlaştı. Kaynaklar farklı zaman aralıklarını ve olayları anlatıyor, fakat birlikte okunduklarında baskının ev, su hattı, iş yeri ve tarım tesisi gibi günlük yaşamın temel parçalarına yöneldiği görülüyor. Bu genişlik, Qusra'daki kuşatmanın yalnızca yerel bir anlaşmazlık olarak okunmasını güçleştiriyor; haberler, ayrı topluluklarda benzer güvenlik ve yerinden edilme kaygılarının biriktiğini gösteriyor.[2], [3]
Sahadaki olaylar diplomatik gündeme nasıl girdi?
Sahadaki gelişmeler, BM Güvenlik Konseyi'nde artan yerleşimci şiddetine ayrılan açık oturumla diplomatik bir çerçeveye taşındı. UN News, OCHA verileriyle olayların yerini ve sıklığını aktarırken Genel Sekreter António Guterres'in İsrail yerleşimlerinin uluslararası hukuku açıkça çiğnediği yönündeki sözlerine de yer verdi. BM insan hakları ofisi şiddetin bugüne kadarki en yüksek düzeye ulaştığını, yerleşimciler ile İsrail güvenlik güçlerinin Filistinli topluluklara karşı sıklıkla birlikte hareket ettiğini söyledi. Al Jazeera'nın aktardığına göre Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, yıkımların, yerinden edilmenin, yerleşim kararlarının ve şiddetin birbirine bağlı gelişmeler olduğunu savundu. Bu değerlendirmeler BM yetkililerine ait; Qusra haberi ise aynı tartışmanın bir aileye nasıl yansıdığını gösteriyor. İsrail Savunma Kuvvetleri'nin Qusra'daki karakolu kınaması, belirli bir olayda resmî itiraz bulunduğunu ortaya koyuyor. Güvenlik güçlerinin çekilmesi ve yerleşimcilerin kaldığı yönündeki haber ise korumanın uygulanmasına ilişkin soruyu açık bırakıyor. Böylece diplomatik gündemin ölçüleri ile köydeki deneyim aynı tabloda buluşuyor: uluslararası kurumlar genel eğilimi tartışırken sakinler suya, elektriğe, yola ve güvenli çıkışa erişmeye çalışıyor.[1], [2], [3]