İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik bölgesinden çekilmeyeceği açıklaması ile yangınlara ilişkin yerel suçlamalar, ateşkes sonrasında sivillerin kullanabildiği alanın nasıl daraldığını gösteriyor.
Jeopolitik··Sabah
Çekilme takvimiyle sahadaki tutum ayrışıyor
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Güney Lübnan'da askerleri ziyaret ederken İsrail'in Lübnan, Suriye ve Gazze'deki güvenlik bölgelerinden çekilmeyeceğini söyledi. Arab News'un haberine göre Katz, ordunun Lübnan'daki bölge içinde yeraltı altyapısını ve evleri yıktığını da belirtti; söz konusu şerit Lübnan topraklarının yaklaşık 10 kilometre içine uzanıyor. Bu açıklama, ABD gözetiminde yaklaşık iki ay önce varılan İsrail-Lübnan çerçeve anlaşmasıyla yan yana duruyor. Haberde anlaşmanın Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını, İsrail'in güneyden aşamalı çekilmesini ve Lübnan ordusunun bölgeye yerleşmesini öngördüğü, yeni görüşmelerin eylül başında Roma'da planlandığı aktarılıyor. İsrail güçleri, Hizbullah ile mart 2026'daki tırmanmadan bu yana bölgeyi elinde tutuyor; habere göre Suriye'de de tekrarlanan giriş ve saldırılar düzenliyor, Gazze'nin yüzde 60'ından fazlasını denetliyor. Katz'ın çekilmeme sözü, bu üç alanı tek güvenlik anlayışı içinde sunuyor. Güney Lübnan bakımından sonuç, diplomatik çerçevenin bir çekilme sırası tarif etmesine karşın sahadaki askerî faaliyetin ve yıkımın sürdüğüne ilişkin açık bir resmî beyan bulunmasıdır.[1]
Yangınla mücadele de cephe hattına girdi
Aynı coğrafyada itfaiyeciler, bölge sakinleri ve çevre örgütleri İsrail ordusunu orman yangınları çıkarmakla suçluyor. The Guardian'ın aktardığına göre Nabatiye bölgesindeki sivil savunmanın başındaki Hussein Fakih, İsrail güçlerinin salı günü Khiam yakınlarındaki ormanlık alana aydınlatma fişeği attığını söyledi. Fakih ayrıca ekipler yangını söndürmeye çalışırken yakına bir insansız hava aracı saldırısı düzenlendiğini ve itfaiyecilerin geri çekilmek zorunda kaldığını belirtti. Bunlar Fakih'in ve yerel aktörlerin iddialarıdır; haber bağımsız bir askerî doğrulama sunmuyor. Fakih, sivil savunma görevlerinin çoğunun artık yangınlarla ilgili olduğunu, cephe hattına yakın alanlarda toprağın yaklaşık yüzde 30 ile yüzde 40'ının yandığını tahmin ettiğini, ancak kesin rakamlara sahip olmadığını da söyledi. 17 Haziran'daki ateşkesten beri küçük insansız hava araçlarının yakıcı madde bıraktığını, ormanlara beyaz fosfor mermisi ve gündüz saatlerinde aydınlatma fişeği atıldığını ileri sürdü. Haberde ayrıca Kfarchouba'da ve Jezzine ile Batı Bekaa arasındaki bölgede İsrail mühimmatının büyük yangınlar başlattığı yönündeki yerel anlatımlar yer alıyor. Böylece yangınla mücadele, yalnızca çevresel bir hizmet değil, ekiplerin güvenlik nedeniyle geri çekilebildiği bir cephe faaliyeti hâline geliyor.[2]
Sivil alan iki yönden daralıyor
İki haber birbirinin kanıtı değil: Katz'ın açıklaması resmî askerî tutumu, yangın haberi ise açıkça atfedilmesi gereken yerel suçlamaları ve sivil savunmanın çalışma koşullarını anlatıyor. Birlikte okunduklarında, ateşkes sonrasında Güney Lübnan'da sivillerin erişebildiği alanın iki ayrı mekanizmayla daraldığını gösteriyorlar. İlki, yaklaşık 10 kilometre içeri uzanan güvenlik bölgesinde askerî varlığın, ev ve yeraltı altyapısı yıkımının sürmesi; ikincisi, orman yangınlarına müdahale eden ekiplerin yakın saldırı riski nedeniyle geri çekilmesi ve yanmış araziye ilişkin geniş fakat kesin olmayan yerel tahminlerdir. Çerçeve anlaşması, silahsızlandırma, aşamalı çekilme ve Lübnan ordusunun konuşlanması arasında bir sıra kuruyor. Sahadaki açıklamalar ise bu sıranın henüz güvenli sivil erişime dönüşmediğini gösteriyor. Bu sonuç, yangınların failine ilişkin bütün iddiaları doğrulanmış saymayı gerektirmiyor. Tersine, hangi unsurun resmî beyan, hangisinin yerel tanıklık olduğunu koruyarak, aynı coğrafyada askerî kontrol ile acil hizmetlerin hareket kabiliyeti arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Roma'da planlanan görüşmelerin önündeki somut mesele yalnızca çekilme takvimi değil, bu daralan sivil alanın nasıl yeniden açılacağıdır.[1], [2]