959 prostat kanseri genomu sekiz mutasyon izine ayrıldı
Pan Prostate Cancer Group, 959 bağışçının tümör genomlarında farklı değişim türlerini birlikte çözümleyerek sekiz bütünleşik mutasyon izi tanımladı. İzler, birincil prostat kanseri genomlarının yüzde 85’inde işleyen süreçleri kapsadı. Dört iz daha kısa metastaz süresiyle ilişkiliydi. Bulgular geriye dönük genom verilerindeki örüntüleri gösteriyor; tek bir hasta için metastaz zamanını belirleyen doğrulanmış bir klinik test sunmuyor.
Bilim··Sabah
Dört değişim türü tek çözümlemede birleşti
Araştırmacılar Pan Prostate Cancer Group’taki 959 bağışçının tümör genomlarını birlikte inceledi. Çözümleme, karmaşık yapısal değişim imzalarını ve kopya sayısındaki oynamaları, küçük eklenme ve silinmeler ile tek bazdaki değişimlerle aynı çerçevede ele aldı. Bu yaklaşım, her değişim sınıfını ayrı bir liste olarak bırakmak yerine aynı tümörde birlikte görülen süreçleri bütünleşik örüntüler hâlinde grupladı. Veri seti birincil prostat kanseri örneklerine dayanıyor. News-Medical de çalışmayı bağımsız olarak aktardı ve kanserin hücrelerdeki DNA hatalarıyla başladığını, bu hataların çoğu zaman birkaç mutasyona uğramış genden daha karmaşık olduğunu yazdı.[1], [2]
Sekiz iz birincil tümörlerin yüzde 85’ini kapsadı
Çözümleme sekiz bütünleşik mutasyon izi ortaya çıkardı ve bu izler birincil prostat kanseri genomlarının yüzde 85’inde işleyen süreçleri açıkladı. İzlerin dağılımında genomun bölgesel özellikleri belirgindi. En sık görülen etkiler arasında androjen reseptörü aracılı mutasyon oluşumu ile DNA kopyalanması sırasında yaşanan baskı vardı. Kapsama oranı, kalan yüzde 15 için aynı sekiz izin yeterli olmadığını da gösteriyor.[1]
Dört iz daha kısa metastaz süresiyle ilişkiliydi
Dört mutasyon izi, birincil tümörlerin yüzde 37’sinde görüldü ve metastaza kadar geçen sürenin kısalmasıyla istatistiksel ilişki gösterdi. Bu dört izden biri, reaktif oksijen türleriyle bağlantılı mutasyon oluşumunu içeriyordu. İlişki, bu sürecin metastazı tek başına başlattığını kanıtlamıyor. İzlerin bağımsız hasta gruplarında sınanması ve mevcut klinik göstergelere ek bilgi sağlayıp sağlamadığının ölçülmesi gerekir.[1]