Aksolotl yeni uzvunu kemiğe ve kıkırdağa farklı yollarla bağlıyor
Tek bir hakemli hayvan araştırması, aksolotlun uzuv onarımını kesilen dokunun yapısına göre değiştirdiğini gösteriyor. Kireçlenmiş kemik gövdelerinde dokuyu çözen hücreler toplanırken, kıkırdak ağırlıklı uçlarda bu yanıt çok daha zayıf kaldı. Her iki bölgede de yenilenen iskeletle birleşme sağlandı. Gen etkinliği ölçümleri ve sinyal deneyleri, yerel dokunun bu yanıtı nasıl şekillendirdiğini araştırıyor. Bulguların kapsamı aksolotldaki uzuv onarımıyla sınırlı kalıyor.
Bilim··Akşam
Yakın kesiler farklı iskelet dokularını açığa çıkarıyor
Uzuvlarını yeniden oluşturabilen bir semender olan aksolotl, yenilenen iskeletini kalan uzva nasıl bağlıyor? Tek bir hakemli deneysel çalışma, ön kolun kireçlenmiş orta bölümünden ve kıkırdak ağırlıklı ucundan yapılan yakın kesileri karşılaştırdı. Kıkırdak hücreleri floresanla işaretlendi; kireçlenmiş malzeme ise kalsiyuma tutunan bir boyayla izlendi. Araştırmacılar, böylece uzvun aynı bölümünde doku bileşimi ile onarım yanıtı arasındaki ilişkiyi sınadı.[1]
İskelet dokusunu çözen büyük hücreler olan osteoklastlar, kireçlenmiş gövdeden yapılan kesilerden sonra hızla toplandı. Dokudaki belirgin çözünme, kesiden sonra 7 ile 9 gün arasındaki dönemde yoğunlaştı. Kıkırdak ağırlıklı uçlarda aynı ölçekte osteoklast birikimi ve doku kaybı olmadı. Buna karşın 45 günlük incelemede iki grupta da iskeletin birleşmesi sağlandı. Böylece iki doku türünde farklı erken yanıtların ardından yeniden bağlantı kurulabildiği görüldü.[1]
Kimyasal haberci yerel yanıtı değiştiriyor
Gen etkinliği ölçümleri, orta bölümden yapılan kesilerden sonra Loc483 adlı kimyasal haberciyi de içeren sinyallerin sürdüğünü gösterdi. Bu habercinin verilmesi, normalde az çözünme gösteren bölgelerde osteoklast varlığını artırdı. Kalsiyumun bulunabilirliği, kesiler arasındaki farkı tek başına açıklamadı. Yaranın üzerini kaplayan epitel dokunun gen etkinliği de yaralanan dokuya göre değişti. Hayvan deneyleri, dokuya uyarlanan yenilenmeyi araştırıyor; insan uzvunun yeniden oluşmasını veya klinik tedavi yararını göstermiyor.[1]