DNA algılayıcıları başka bir dizinin biçim değişimini okudu
Laboratuvar deneylerinde ikinci bir DNA aptameri, ilk aptamerin küçük bir moleküle bağlanınca aldığı biçimi tanıdı. Araştırmacılar dört sistemin üçünde uygun eşleşme elde etti; dopamin denemesi sonuç vermedi. Hakemli çalışma, moleküler bağlanmayı iki algılayıcıyla okumaya yönelik bir yol sunuyor. Şerit testlerde kullanılan sıvılar hasta örnekleri değil, tampon çözeltilerdi; bulguların kapsamı moleküler tanıma ve laboratuvar ölçümleriyle sınırlı.
Bilim··Öğle
Eş molekül, katlanmış algılayıcıyı tanıyor
Belirli hedeflere bağlanan kısa nükleik asit dizilerine aptamer deniyor. Nature Chemistry’de 5 Kasım’da yayımlanan hakemli laboratuvar çalışmasında bu diziler eşleştirildi. Küçük bir molekül ilk diziye bağlanınca ortaya çıkan biçimi ikinci dizi tanıdı. Böylece ilk algılayıcının hedefiyle karşılaşıp karşılaşmadığı ayrı bir molekül aracılığıyla okunabildi. Tanıma, DNA’nın alışılmış tamamlayıcı eşleşmesinin ötesinde, bağlanma sırasında açığa çıkan bir yüzeye dayanıyordu. İki dizinin üstlendiği görevler bu nedenle birbirinden farklıydı.[1]
Üç sistemde uygun eş bulundu
Denenen dört sistemin üçünde uygun ikinci diziler elde edildi; bunlar serotonin ile testosteron hedeflerini de kapsıyordu. Dopamin için kullanılan koşullarda aynı sonuç alınamadı. Kontrol deneyleri, hedefe bağlanmış yapının tanınmasını serbest molekülün ya da yalnızca DNA dizisinin tanınmasından ayırdı. İlk diziyi kısaltmak, hedefe bağlanma sürerken ikinci dizinin onu tanımasını ortadan kaldırabildi. Bu ayrım, bağlanmayla oluşan yapının iki molekül arasındaki etkileşimde taşıdığı önemi destekledi.[1]
Şerit testler laboratuvarda denendi
Ekip, aptamer çiftlerini plakalı ölçümlerde ve altın parçacıklı şerit testlerde kullandı. Şeritler hasta örnekleriyle değil, tampon çözeltilerle sınandı; basılan şeritler arasında değişkenlik görüldü. Bu nedenle gösterilen sonuç laboratuvardaki biçim tanımayla sınırlı. Karmaşık klinik örneklerde tanı başarımı henüz belirlenmiş değil. Atom düzeyinde önerilen temasların bir bölümü de benzetimlere dayanıyor; deneysel tanıma bulgusuyla aynı kesinlikte değerlendirilmemeleri gerekiyor.[1]