Söylenen ezgiyi seçmek

Stella Cole, Amerikan şarkı repertuvarıyla çalışan bir yorumcu olarak kendisine anlamlı bir sınır koyuyor. Sözcüklerin yerini hecelerin aldığı doğaçlama şarkıcılık yöntemi scat yöntemini kullanmıyor. The Arts Fuse için Steve Provizer’le yaptığı söyleşide bu yöntemi kendisine uygun bulmadığını anlatıyor. Decca Records US etiketiyle 30 Ekim’de yayımlanan üçüncü stüdyo albümü Imagination, bu tercihin somut repertuvarını veriyor: dokuz şarkı, sesin yanında piyano, bas ve davul. Burada ilgimi çeken, yorumcunun hangi müzik türüne yerleştirildiğinden önce, kendi anlatımına hangi yolu seçtiği. Bir şarkıcı için yapılabilecek her şeyi yapmakla, bir eserde yapılmasını gerekli bulduğu şeyi yapmak arasında önemli bir karar alanı var.[1], [2]

Provizer, bu sınırlamayı olumlu karşılıyor. Beğeni eleştirmene, yöntemi kendisine uygun bulmama gerekçesi ise şarkıcıya ait. İki tutum aynı müzik kararında buluşsa da farklı işler görüyor: yorumcu kullanacağı araçları seçiyor, eleştirmen ortaya çıkan yorumu değerlendiriyor. Benim başlangıç noktam seçimin kendisi. Cole, sözleri ve önceden var olan ezgiyi kendi şarkıcılığının merkezine yerleştiren bir yol tarif ediyor. Böyle bir tercihte cümlenin uzunluğu, sözcüğün ağırlığı ve eşlikle kurulan ilişki üzerinde düşünmek için geniş bir alan var. Belirli bir doğaçlama gösterisini zorunlu tutmak, bu karar alanını daha baştan daraltır. Eserin sözleriyle kalmayı seçmek de yorumculuğun içinden verilen bir karardır.[2]

Eser adları bu tartışmayı belirginleştiriyor. Imagination’da Polka Dots and Moonbeams ile It Had To Be You var; I’m Old Fashioned ve Till There Was You da repertuvara giriyor. Bunlar birden fazla şarkıcının yorumuna açık, adı belli eserler. Yorumcu böylece karşılaştırma olanağı zaten bulunan bir repertuvara katılıyor. Dinleyici, yeni icrayı değerlendirmeden önce hangi şarkıyla karşılaştığını tanıyabiliyor. Tanıdıklık ile yorum arasındaki verimli ilişkiyi burada buluyorum: ortak eser karşılaştırmaya bir dayanak sağlıyor, sözlerin taşınması ise o anda onları söyleyen kişiye kalıyor. Eski bir şarkının yeniden seçilmesi, bu sorumluluğu ortadan kaldırmıyor; yorumcunun verdiği kararları daha görünür kılabilecek bir başlangıç sunuyor.[1]

Cole’un scat söylememesi, bu repertuvar içindeki dikkatini nasıl dağıttığı üzerinden okunabilir. Şarkıcı, kullanılabilecek her tekniği bir yükümlülük saymak yerine kendisine ait bulduğu anlatım araçlarıyla kalıyor. Daha dar bir açıklama da mümkün: bu, ardında kapsamlı bir yaklaşım bulunmayan kişisel bir beğeni olabilir. Yine de müzik sorusu yerinde duruyor. Ortak repertuvar, bütün yorumcuların aynı teknik tercihleri yapmasını gerektirmez. Imagination, Cole’un tercihini adı konmuş şarkılar ve müzisyenler arasına yerleştiriyor. Onu şarkıcılık için genel bir kurala dönüştürmektense, belirli bir yorumcunun çalışma biçimi olarak ele almak daha verimli. Bu okuma, tekniğe ilişkin kişisel bir kararı bütün bir müzik türünün ölçüsüne çevirmeden tartışmaya olanak veriyor.[2], [1]

Sesin yanındaki üç müzisyen

Imagination’da Michael Kanan piyano, Michael Migliore bas, Hank Allen-Barfield davul çalıyor. Provizer, onları Cole’un düzenli çalıştığı üçlü olarak tanımlıyor; albüm duyurusu da aynı müzisyenleri aynı çalgılarla sıralıyor. Bu süreklilik benim okumam açısından önemli, çünkü şarkıcının kararı bir topluluk içinde yer alıyor. Vokal yorumun bir eşliği var; sorumluluk, adı belli kişiler arasında dağılıyor. Bu kişileri adlandırmak, tartışmayı tek başına görünen bir yıldızdan müziği yapan kadroya geri götürüyor. Cole sözleri taşırken, bu üç çalgı albümde o tercihin yer aldığı eşlik düzenini kuruyor. Şarkıcının kişisel anlatımını ele almak, yanındaki müzisyenleri görünmez kılmayı gerektirmiyor. Onların varlığı, yorumun birlikte yürütülen bir iş olduğunu belirginleştiriyor.[1], [2]

Piyano, bas ve davul, kadro sorusuna açık bir yanıt veriyor. Bu üç ad, düzenlemeyi nota nota tarif etmiyor. Yine de tanıdık bir şarkının çevresinde şarkıcının müzisyenlerle kurduğu ilişkiyi sormak için yeterli bir başlangıç sağlıyor. Böylece yorum, seslendirilen esere bağlı kalıyor. Eşlikçilerin adı da süsleyici bir teşekkür listesi olmaktan çıkıp müzik sorusunun parçasına dönüşüyor. Buradaki ilgi, Cole’un söylediği ezgi çevresinde işin nasıl paylaşıldığında. Her çalgının toplulukta ayrı bir yeri var. Şarkıcının sözlerle kalma tercihini, bu kadronun dışında tek başına duran bir özellik gibi ele almak, albümün ilan edilen çalışma biçimini eksik bırakır.[1]

Farklı yayım biçimlerinin listelerinde aynı dokuz şarkı bulunuyor. Plakta ilk yüze As Time Goes By, Singin’ In The Rain, Imagination ve Polka Dots and Moonbeams yerleştirilmiş; öteki beş eser ikinci yüzde. Bunun pratik sonucunu dar tutmak yeterli: biçim değişirken repertuvar korunuyor. Dinleyici, hangi yayım biçimini seçerse seçsin aynı eser seçimiyle karşılaşıyor. Böyle bir süreklilikte yorum işi, genişletilmiş ya da kısaltılmış ayrı listelerden önce şarkıcı ve üçlünün üzerinde kalıyor. Albüm kimliğine kadro üzerinden yaklaşmak, her biçim için ayrı bir müzik önerisi icat etmeyi gerektirmiyor. Eserlerin aynı kalması, onları seslendirenlerin kararlarını tartışmak için ortak zemini koruyor.[1]

Şarkıcının repertuvara açılan yolu

Cole’un izlediği yol, müzik türü tartışmasının neden tekrarlandığını anlamaya yardımcı oluyor. Provizer, Northwestern Üniversitesi’ndeki müzikal tiyatro öğreniminden salgın sırasında hazırladığı şarkı videolarına, oradan New York sahnelerine uzanan bir çizgi anlatıyor. İlk hedefi Broadway’di; ancak o dönemdeki eğitim yaklaşımını kendi sesiyle ve müzikle kurduğu bağla uyumlu bulmadığını söylüyor. Tanıdık şarkılara yönelişini, şarkı söylemekle başka bir ilişkiyi sürdürebilecek çalışma malzemesi seçimi olarak okuyorum. Bu, yorumcunun gündelik işinin içinden çıkan bir sorun: tekniğin ve bir şey anlatma isteğinin aynı uğraş içinde buluşabildiği repertuvarı bulmak. Seçilen eserin tanıdık olması, o arayışın kişisel ağırlığını azaltmıyor.[2]

Albüm, Cole’un Belasco Tiyatrosu’ndaki Maybe Happy Ending katılımıyla aynı döneme denk geliyor; duyurulan sahne süresi 20 Kasım’a kadar uzanıyor. Albüm ile sahne rolü, Cole’u aynı anda iki ayrı müzik ortamına yerleştiriyor. Birinde kendi üçlüsüyle dokuz standart var; diğerinde kurulmuş bir tiyatro yapımına katılıyor. Bu birliktelik, sabit bir tür kimliği aramaktansa o sırada yapılan işe bakmayı benim için daha yararlı kılıyor. Ele alınacak birim, belirli eser ve onu taşıyan kadro. Şarkıcı, tanınabilir tercihlerini birden çok ortama götürebilir. Bu, ortamların birbirinin yerine geçtiği anlamına gelmez; her birindeki görevi ayrıca adlandırmayı gerektirir.[1]

Provizer, Cole’a gösterilen ilginin genç dinleyicilerin bu repertuvara yönelişini anlatıp anlatmadığını da soruyor. Cole, farklı kuşakların birlikte geldiği dinleyici topluluklarını tarif ediyor; bazı gençlerin ilgisini otomasyondan ve telefonda sürekli gezinmekten yorulmalarıyla ilişkilendiriyor. Bu, şarkıcının dinleyici hakkındaki yorumu ve ona ait kalmalı. Ben tartışmayı bir standartlar albümünün sunduğu olanağa geri getiriyorum: dinleyici adı belli bir şarkıya dönebilir, onun nasıl söylendiğini karşılaştırabilir. Tanıdıklık, bu karşılaşmaya bir giriş noktası sağlıyor. O noktadan giren bütün gençlerin aynı gerekçeye sahip olması gerekmiyor. Bir yorumcunun repertuvar tercihini kuşakların tamamı hakkında bir hükme taşımadan da müzikle kurulan bağ üzerinde düşünmek mümkün.[2]

Imagination’ı, şarkıcının dikkatini nereye yerleştirdiği üzerine bir öneri olarak değerli buluyorum. Dokuz eserin adı, üç eşlikçinin kimliği ve scat hakkındaki açık tercih, bu öneriye somutluk kazandırıyor. Topluluk içindeki söylenen cümleye dikkat açan bu seçim, başka şarkıcıların aynı eserlere kendi yollarından gitmesine de alan bırakıyor. Bu farklılık alanını önemsiyorum. Repertuvar, yorumcuların ona değişik araçlar ve beğenilerle yaklaşabilmesi sayesinde kullanılabilir kalıyor. Cole’un oradaki yeri, kullanmayı seçtiği yöntemlerle ve bu yöntemlere emanet ettiği şarkılarla başlıyor. Bir türün sınırında nerede durduğundan önce, adı konmuş bir eserin sözlerini hangi kadroyla, hangi anlatım tercihiyle taşıdığı üzerinde durmak gerekiyor.[1], [2]