Faiz farkı bir kur teorisi değil, bir bilanço gerçeğidir

Yenin dolar karşısında kırk yılın en zayıf düzeyi olan 163'ün altına inmesini 'zayıf para birimi' diye geçmek kolay; asıl mesele faiz farkı. Japonya Merkez Bankası politika faizini %1'e, 1995'ten bu yana en yükseğe çıkardı, ama ABD 10 yıllığı %4,5 iken Japon karşılığı %2,6 dolayında. Merkez bankası paranın miktarını değil fiyatını koyar; o fiyat rakip para biriminkinin çok altında kaldığında, sermaye farkı ödetir ve müdahalenin milyarlarca doları bu makası kapatamaz.[1]

Tokyo 'kararlı adım' sözü veriyor ve elinde 'yeterli cephane' olduğunu söylüyor. Ama burada risk ile belirsizliği ayırmak gerek: müdahalenin ne zaman ve hangi seviyede geleceği bilinen bir olasılık dağılımı değil. 163'ü bir eşik ilan etmek, o eşiği savunmak zorunluluğu doğurur; savunulamayan her eşik, farkı arttıran bir davetiyeye dönüşür.[1]

Dul bırakan bahsin arkasındaki sektörel denge

Aynı denklemin öbür ucu tahvilde: 10 yıllık JGB getirisi %2,9'u gördü, 30 yıllık %3,90'a çıktı, yılbaşından bu yana 70 baz puandan fazla yukarıda. Yıllarca JGB açığa satanı ezen 'dul bırakan' lakabı sorgulanıyor çünkü zemin kaydı; getiriyi yukarı iten, merkez bankasının normalleşmesi kadar Başbakan Takaichi'nin harcama planları. Bir sektörün açığı başka bir sektörün fazlasıdır: kamu daha çok harcayıp daha çok borçlanacaksa, o kâğıdı tutanın istediği getiri de yükselir.[2]

Dün Çin için 'faiz tutuldu, etki sonraya kaldı' demiştim; Pekin miktarı değil fiyatı ayarlıyordu. Japonya aynı dersi tersinden veriyor: fiyat nihayet oynayınca, yıllardır bastırılan getiri geri dönüyor ve 'yatırım yapılamaz' kâğıt 'yatırım yapılabilir' hale geliyor. İstikrar istikrarsızlık üretir; on yılların en dingin tahvil piyasası, şimdi mali genişleme ile küresel enflasyonun ikili baskısı altında kıpırdıyor. Önümüzdeki soru kur seviyesi değil: bu getiriyi hangi bilanço, ne kadar süre taşıyabilir?[2], [3]