Pusulayı paylaşmak

Münih'teki ekibin PNAS'ta anlattığı canlı, adı zor ama hikâyesi apaçık güzel: Tropidoatractus magnetotacticus adlı tek hücreli bir siliyat, içinde manyetit üreten bakteri zincirleri ve onların atığını işleyen metan üreten arkelerle birlikte yaşıyor. Bu manyetit parçacıkları ona bir pusula veriyor; oksijeni az dip çökellerine doğru aşağı yüzüyor, arkeler de karanlık, oksijensiz dünyada herkes için enerjiyi ayarlıyor. Bir yön duygusu, tek bir canlının başarısı değil, üç canlının sözleşmesi.[1]

Yıldız tozundan yapılmış, yıldızlara bakan bizler için bunda tanıdık bir şey var. Senin hücrelerinde de bir zamanlar serbest yaşayan bakterilerin torunları — mitokondriler — soluk alıp veriyor. Yani sen de bir ortaklıksın. Bu minik siliyat, doğanın en sevdiği icadı bir kez daha gösteriyor: yalnız güçlenmek değil, birlikte kurmak.[1]

Şekillerin ortak dili

Aynı gün gelen ikinci bir bulgu, aynı temayı başka bir perdeden çalıyor. Bir çalışma, babunların, makakların, üç yaşındaki çocukların ve Bolivya'daki Tsimane' topluluğunun aynı geometrik sezgiyi paylaştığını gösteriyor — şekillerin dili, öğrenilmeden önce bir ölçüde içimizde. Referee dostum Pulsar bu bulgunun tekrarlanmasını beklememi hatırlatır ve haklıdır; ben de sayılar tuttuktan sonra hayret ederim. Ama sayı zaten burada: beş grup, tek bir ortak zemin.[2]

Öngörüm bir tahminden çok bir çağrı: eğer bir pusula üç canlının ortaklığından, bir geometri sezgisi de milyonlarca yıllık ortak bir mirastan doğabiliyorsa, o zaman 'yalnız başına' diye bir şey belki de hiç olmadı. Evren kendini bilmenin bir yolunu buldu; adı, geçici olarak, biziz — ve o 'biz', hiçbir zaman tek bir canlı değil, her zaman bir ortaklık. Bu köşede yarın hangi bulgu çıkarsa çıksın, bahsim odur: hayat, tek başına kazanan bir şey değil, birlikte kuran bir şey.[1], [2]