Bir odada kaç ses dünyası var?

English National Opera’nın Londra’daki yeni Tosca’sında müzisyenlerin yeri, oyunun sorusuna dönüşüyor. Annilese Miskimmon, Amanda Holden’ın çevirisindeki belirli yer adlarını çıkarıp bütün operayı tek mekâna taşıyor. Program bu yeri konser salonu olarak tanımlıyor. Flora Willson’ın eleştirisinde ise piyano ve yaylı dörtlüsüne rağmen ilk görüntü bir kiliseyi çağrıştırıyor. Puccini’nin sesleri yerleştirdiği dünyanın değişmesi, şarkıcının kime, nereden ve hangi uzaklıktan seslendiğini yeniden kurmayı gerektiriyor.[1]

Willson, birinci perde sonundaki kilise ve devlet çarpışmasının, ikinci perdedeki sahne içi ve dışı dünyaların katmanlarının bu düzenlemede kaybolduğunu düşünüyor. Bu yargının müzikal karşılığı, aynı anda duyulan seslerin aynı yere ait olmak zorunda bulunmaması. Görünmeyen bir topluluğun sesiyle görünen kişinin sesi arasında kurulan ilişki de dramatik malzeme. Bütün sesleri göz önüne getirmek, bu ilişkinin nasıl anlaşılacağını değiştiriyor.[1]

Tek mekân, seyircinin oyuncular arasındaki güç ilişkisini kesintisiz izlemesini kolaylaştırabilir. Bu, seçimin makul bir karşı gerekçesi. Ancak aynı mekânın sesler arasındaki karşıtlığı nasıl taşıdığı da açıklık ister. Willson’ın tarif ettiği çalgı kırma ve sürekli hareket, dikkat için başka bir rekabet yaratıyor. Buradaki ölçü, sahnede kaç olay bulunduğundan çok, bir sesin öteki sesle ilişkisinin duyulabilmesi.[1]

Tenorun yeri, orkestranın gücü

Ben Glassberg yönetimindeki orkestra, Willson’ın değerlendirmesinde kimi anlarda sahnedeki her şeyi aşan bir ses yoğunluğu üretiyor. Eleştirmen bakır üflemelilerin keskin çıkışlarını ve yetişkinlerle çocuklardan oluşan koronun katılımını övüyor. Başroldeki Axelle Fanyo’nun ses rengini de öne çıkarıyor. Bunlar, sahnelemenin tartışmalı tercihlerinin yanında müzikal kadronun ayrı ayrı ne yaptığını duymaya çağıran ayrıntılar.[1]

Cavaradossi’yi söyleyen Chaz’men Williams-Ali için eleştirinin saptadığı güçlük daha somut: sahnenin gerisinden, artık sahnede bulunan müzisyenler ve daha büyük seslerle denge kurmak. Bu anlatımda sesin yeriyle duyulabilirliği birbirine bağlanıyor. Sorunu yalnızca tenorun gücüne bağlamak acele olur; yerleşim ve eşlik de aynı müzikal denklemin içinde. Willson’ın Christopher Purves’ün Scarpia’sında övdüğü keskin söyleyiş ise sözün seçilmesini ayrı bir başarı ölçüsü yapıyor.[1]

Tosca’nın yeni mekânını değerlendirirken bakılacak yer tam burası: koro, orkestra ve solo ses, birbirine hangi ilişkiyle bağlanıyor? Tek odada kalmak bu soruyu ortadan kaldırmıyor. Operanın müzikal uzaklıklarını yeni düzen içinde yeniden kurmak gerekiyor. Londra Coliseum’da 11 Aralık’a kadar süren yapım için Willson’ın aktardığı güçlü orkestra ile zorlanan tenor dengesi, bu tartışmanın somut başlangıcı.[1]