İki gece, bir yeniden sahneleme

AKM Tiyatro Sahnesi’nin 24 ve 25 Ekim programında aynı eserin yeni bir toplulukla buluşması var. Fernando Melo’nun 2023’te Danish Dance Theatre için hazırladığı Rüzgâr Ağacı, bu kez MDTistanbul kadrosuyla sahneleniyor. İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile 30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin ortak yapımı, koreografinin bir topluluktan diğerine geçişini görünür kılıyor. İlk gecenin adı prömiyer; yapıtın geçmişi ise üç yıl öncesine uzanıyor. Bu iki tarih, eserin ilk yaratılışıyla İstanbul sahnelemesinin başlangıcını ayrı ayrı yerleştiriyor.[1]

Melo, Anadolu Ajansı’na verdiği söyleşide yeni dansçıların ve bedenlerin esere farklı bir yorum kazandırdığını söylüyor. Bir yapımın her yerde aynı biçimde sahnelenmesi gerektiğini düşünmüyor. Bu yaklaşımda kadro, hazır hareketleri devralan bir isim listesinin ötesinde, yeniden yorumlamanın malzemesi oluyor. Yine de değişikliğin kapsamını dansçı değişimi tek başına açıklamaz: farklı bir toplulukla çalışmanın olağan uyarlamaları da söz konusu olabilir. Melo’nun belirttiği fark, yeni sahnelemenin başlangıç koşulu; seyircideki etkisinin ölçüsü henüz bu açıklamada bulunmuyor.[1]

Bedenden ışığa uzanan koreografi

Yapımın işbölümü, bu aktarımın yalnızca dansçı bedeninde gerçekleşmediğini gösteriyor. Signe Lykke’nin senfonik müziği Copenhagen Phil tarafından kaydedilmiş; ışık tasarımı Raphael Solholm’a, sahne tasarımı Solholm ile Melo’ya ait. Maria Ipsen’in kostümleri ve Rafael Canete Fernandez’in ses tasarımı da aynı yapımın parçaları. Melo, kendi koreografi anlayışında ışığı, dekoru ve müziği bedenle birlikte ele aldığını anlatıyor. Böylece hareketin görüldüğü çevre de koreografın tarif ettiği çalışma alanına giriyor.[1]

Bu işbölümü, yeniden sahnelemeye bakarken kullanılabilecek somut bir ayrım sunuyor. Bir hareketin başka bir dansçı tarafından yapılmasıyla o hareketin ışık, ses ve dekor içindeki yerinin kurulması ayrı işler. Melo’nun açıklaması bunları tek koreografik çerçevede topluyor. Yeni kadronun yorumu ile çevresindeki tasarımın ilişkisini düşünmek bu nedenle mümkün; hangi unsurun daha belirleyici olduğunu ilan etmek içinse bir dayanak yok. Başka bir olasılık, farkın tasarımda büyük bir dönüşümden çok dansçıların mevcut yapıyla kurduğu ilişkide belirmesi.[1]

Seyirciye açılan görüntü

Rüzgâr Ağacı’nın Vilhelm Hammershøi’den aldığı esin de bu çerçevede kalıyor. Melo, bakış açısının değişmesini ve sahne görüntülerinin birden fazla yoruma açık olmasını önemsediğini söylüyor. Seyircinin sahnedeki insanla empati kurmasını amaçlıyor. Burada empati, koreografın tarif ettiği hedef. Henüz başlamamış İstanbul gösterimlerinde seyircinin ne yaşadığına ilişkin bir sonuç sayılmıyor. Aynı biçimde ressamın adı da dansın nasıl göründüğünü kendiliğinden anlatmıyor; sahnedeki karşılığı, bedenlerin ve tasarımın birlikte kurduğu görüntüye bağlı.[1]

İstanbul’daki iki gösterim için eldeki belirgin değişiklik, 2023’te yaratılan eserin MDTistanbul tarafından yeniden yorumlanması. Dansçılar arasında Demet Aksular, Ekin Ançel, Evrim Akyay, Müge Bayramoğlu ve Mert Aksu bulunuyor. Bu kadro ile ışık, sahne, müzik ve kostümün yan yana yazılması, ortak yapımın ölçeğini tarif ediyor. Rüzgâr Ağacı’nın İstanbul başlangıcındaki asıl soru, yeni bedenlerin bu kurulu sahne dünyasında açtığı alan. Melo’nun yeniden yorumlamaya tanıdığı serbestlik, bakışı tam bu ilişkiye yöneltiyor.[1]