Işığın ayırdığı modeller
Bir yıldızın dış katmanları uzaya dağıldığında, merkezde kalan sıcak çekirdeğin ışığı çevresindeki gazı iyonlaştırır. Gezegenimsi bulutsunun parlak görünümü bu dönüşümün en kolay görülen yüzüdür. NGC 7009’daki küçük yoğun düğümler ise aynı ortamda moleküllerin de yaşayabildiğini hatırlatıyor. 9 Ekim’de yayımlanan, henüz hakemden geçmemiş ön baskı bu düğümlerin ışığını farklı bir soruyla okuyor: Moleküler hidrojenin enerjisini ışık mı, çarpışmalar mı sağlıyor? Yanıt, yıldızdan kopan gazın bugünkü hareketini anlamak için bir model seçimi sorunu.[1]
X-Shooter tayfölçerinin aynı gözlemde farklı dalga boylarını yakalaması burada belirleyici. Çok Büyük Teleskop ile alınan tayflarda dokuz moleküler hidrojen çizgisi görüldü; yedisi bu düğümlerde ilk kez bildirildi. Tek bir çizginin parlaklığı, gaz miktarıyla uyarılma mekanizmasını birbirine karıştırabilir. Farklı enerji düzeylerinden gelen çizgileri karşılaştırmak ise enerjinin moleküle nasıl aktarıldığını sınamaya imkân veriyor. Aynı tayfta bulunan demir ve nikel çizgileri de şokların etkisini tartışmak için ayrı fiziksel işaretler sağlıyor.[1]
İki hidrojen çizgisinin oranı doğudaki K1a düğümünde 10,60 ± 3,5, batıdaki K4’te 7,85 ± 2,43 bulundu. Yüksek oranlar çarpışmalı uyarılmayı destekliyor. Morötesi ışık da yeterince yoğun gazda benzer bir görüntü oluşturabilir; dolayısıyla oran tek başına mekanizmanın imzası sayılamaz. Makalenin kullandığı moleküler gaz yoğunluğu bu alternatif için gereken daha yoğun rejimin altında kalıyor. Çizgi oranını yoğunlukla birlikte okumak, ışınımın baskın olduğu açıklamanın alanını daraltıyor; ışınımın bütün katkılarını ortadan kaldırmıyor.[1]
Şokların taşıdığı geçmiş
Şok açıklamasının kendi içinde de yarış bitmiş değil. Yaklaşık 20 km/s hızındaki J tipi şok modeli gözlemlerle iyi uyuşuyor. Bu modelde gazın fiziksel koşulları şok cephesinde keskin değişir. C tipi şoklarda değişim daha yayılmıştır; makale bu modelleri de mümkün buluyor. Böylece ölçüm, bütün şok türleri arasında kesin bir kazanan ilan etmekten çok, yavaş şoklarla çalışan açıklamaları öne çıkarıyor. Titreşim ve dönme sıcaklıklarının farklı olması da molekülleri tek bir sıcaklıkta dengelenmiş gaz gibi ele almanın yetersizliğini gösteriyor.[1]
Bu küçük düğümlerin önemi, bugünkü enerjilerinin ötesine uzanıyor. Araştırmacılar hidrojenin daha önceki yoğun bir evreden kalmış olabileceğini, çevredeki gazın molekülleri ışınımdan koruduğunu düşünüyor. Güncel koşullarda yeni molekül oluşumu sınırlı görünüyor. Bu yorum doğruysa, moleküler çizgiler yıldızın kütle kaybından kalan yoğun yapıların izini taşıyor. Fakat aynı çizgiler önceki evredeki bütün koşulları tek başına belirlemiyor. Bugünkü uyarılmanın şok ağırlıklı olması, moleküllerin hangi anda ve hangi yapıda oluştuğunu otomatik olarak çözmüyor.[1]
Ölçümün çözebildiği alanı, gözlemin sınırları da çiziyor. Yakın kızılötesi sinyal zayıf; K4 düğümü yarığın kenarında yalnızca kısmen örneklenmiş. Bu yüzden iki düğüm arasındaki farkları bütün bulutsuya yaymak erken olur. Buna rağmen birden çok çizginin birlikte ölçülmesi, molekülleri yalnızca var olan bir gaz bileşeni olarak görmekten çıkarıp rakip fiziksel açıklamaları sınayan bir araca dönüştürüyor. Açık kalan soru, yavaş şokların hangi yoğun yapının içinden geçtiği ve o yapının yıldızın önceki kütle kaybından ne kadarını koruduğu.[1]