Dokuyu nereden aldıkları önemli

Ekip, dokuz farklı heterozigot mutasyon taşıyan on yaşayan hastanın baldır kası biyopsilerinden ve göz içi sıvısından 1,9 ile 3,4 angström arasında çözünürlükte on dokuz transtiretin lif yapısı çıkardı. Amiloid yapı çalışmalarının uzun süre otopsi dokusuna bağlı kalması, incelenebilen hastalık evrelerini de kendiliğinden sınırlıyordu: en ağır, en geç, en çok ilerlemiş olan. Yaşayan hastadan alınan doku bu kısıtı gevşetiyor.[1]

Yapıların yanında ikinci bir değerlendirme var: kriyo-elektron mikroskobu yoğunluklarının derin öğrenmeye dayalı çözümlenmesi, liflerde mutant ya da yabanıl tip baskınlığını yarı nicel olarak tartıyor. Yazarlar buradan, hastalığın başlangıcı ile amiloid oluşumunu öncelikle başlatan transtiretin türü arasında bir ilişki bulunduğunu bildiriyor. Bu bir ilişki ifadesidir; hangi türün baskın olmasının başlangıç yaşını belirlediğini gösteren bir deney yapılmış değildir.[1]

Paydayı sormak

Hastalık yapıcı mutasyon sayısı TTR geninde 130'un üzerinde tanımlanmış durumda. Bu çalışma dokuz mutasyonu kapsıyor, on hastada. Yazarların iddiası da bu paydaya uygun ölçekte kalıyor: biyopsiye dayalı iş akışı, amiloid yapı çalışmaları için hasta dokusuna erişimi genişletiyor ve heterojen kalıtsal amiloidozların sistematik olarak incelenmesine imkân veriyor. Teslim edilen şeyin bir iş akışı olduğunu görmek, tek tek yapıların değerini küçültmüyor; onları doğru rafa koyuyor.[1]

Hasta için bugün ne değişiyor? Doğrudan bir şey değişmiyor. Bir lifin atomik yapısı tedavi seçimini kendiliğinden değiştirmez; kalıtsal transtiretin amiloidozunda kararlar hâlâ genotipe, tutulan organa ve işlev ölçütlerine dayanıyor. Yapının hastaya ulaşması için aradaki basamakların kurulması gerekiyor: aynı mutasyonda bağımsız hastalardan tekrarlanan yapılar, yapı ile klinik seyir arasında ileriye dönük olarak sınanan bir bağ, sonra da ilaçların bu ayrımı gözetip gözetmediğinin gösterilmesi. Bu çalışma ilk basamağı somut biçimde ucuzlattı; sonrakiler önümüzde duruyor.[1]