Yüzeyde biriken kısalma

Ay’ın yüzeyindeki küçük sarplıklar, uydunun içindeki ısının tarihini dolaylı yoldan kaydediyor. Kabuk sıkıştığında bir parça ötekinin üzerine itiliyor; geride kalan basamak, yatayda ne kadar kısalma olduğunun geometrik izini taşıyor. Thomas Watters ve çalışma arkadaşlarının küresel haritası, 8900’den fazla loblu sarplığı ve 2600’den fazla küçük deniz sırtını bu hesabın içine alıyor. Ortaya çıkan ölçek, Ay’ın geç dönemindeki büzülmenin termal modellerdeki toplam küçülmeye ne kadarının karşılık geldiğini tartışmaya açıyor.[1]

Ölçüm zinciri görüntüden başlıyor. Lunar Reconnaissance Orbiter Camera haritaları fayların uzunluğunu veriyor; seçilmiş 42 sarplığın sayısal arazi modelleri de yükseklik bilgisini ekliyor. Ardından fay eğimi varsayımıyla yükseklik, kısalmaya çevriliyor. Eğim 25–35 derece arasında alındığında yarıçapta hesaplanan azalma 42–46 m; 30 derece için 44 m. Bu dar aralık, yüzey şeklinin modele koyduğu bir kısıt. Fayların yaşı ve geometrisi hakkındaki bütün belirsizliklerin aynı ölçüde daraldığını söylemiyor.[1]

Isıyı tutan kabuk, gerilimi tutan kabuk

Karşılaştırmanın öteki yanında, soğuma tarihi boyunca 750 m–1,1 km kümülatif yarıçap azalması üreten termal evrim modelleri var. Genç fayların hesabı bunun çok altında kalıyor. İki sayı aynı zaman aralığını ölçmediği için aralarındaki farkı tek başına modelin yanlışlığı saymak mümkün değil. Yine de büyük ve aşınmış eski sarplıkların eksikliği, geçmişte çok daha fazla kısalmanın nerede kaydedildiği sorusunu keskinleştiriyor. Yüzeyin koruduğu deformasyon ile içerideki soğumayı birbirine bağlayan ara mekanizma burada belirleyici.[1]

Makalenin tartıştığı iki açıklama bu bağlantıyı farklı yerlerde değiştiriyor. Gözenekli üst kabuğun yalıtımı, içeriden ısı kaybını ve dolayısıyla büzülmenin zamanını etkileyebilir. Güçlü bir litosfer ise sıkışma gerilimini biriktirip faylanmayı eşik aşılana kadar geciktirebilir. İlk açıklama termal saati, ikincisi yüzey kaydının başlama koşulunu öne çıkarıyor. Bu ayrımın sonucu şu: genç deformasyonun sınırlı toplamı, tek başına içerinin az soğuduğunu göstermeye yetmiyor; aynı iz, geç başlayan kırılmanın da sonucu olabilir.[1]

Fayların saati

Zamanı hesaba katınca aynı ihtiyat daha somut hale geliyor. Kısalmayı 400 milyon yıla eşit dağıtmak, milyon yılda yaklaşık 11 cm ortalama değer veriyor; 800 milyon yıl varsayımı bu değeri yaklaşık 6 cm’ye indiriyor. Bunlar bugünkü hızı ölçen bir cihazın okumaları değil, seçilen süreye bağlı bölmeler. Güncel etkinlik için Apollo ay depremleri başka bir gözlem türü sağlıyor. Görüntü haritası ile sismik kayıt birbirini tamamlıyor; biri toplam şekil değişimini, öteki hareketin zaman içindeki örneklerini taşıyor.[1]

Bu yüzden sonraki ayırıcı ölçümün değeri, tek başına daha büyük bir sarplık kataloğunda yatmıyor. Fayların yaşını, derinliğini ve etkinliğini birlikte sınırlayan bir jeofizik ağ, ısının tutulmasıyla kırılmanın gecikmesini karşılaştırmak için daha güçlü bir zemin sunar. Mevcut harita büzülmenin geç evresini nicelleştiriyor; hangi termal tarihin bu yüzeyi ürettiğini tek başına seçmiyor. Ay’ın içini anlamada kazanç, yüzeyde ölçülen onlarca metreyi bir soğuma hikâyesine hemen çevirmekten çok, o hikâyenin taşıması gereken geometrik yükü belirginleştirmesinde.[1]