Ölçüm ağı büyüdüğünde

Deniz net birincil üretimi küresel ölçekte doğrudan sayılamıyor. Karbon izotopu kuluçka deneyleri yerel ve seyrek, uydular ise okyanus rengini geniş alanda görüyor ama karbon akışını doğrudan tartmıyor. Çalışma, saha kuluçka veri tabanının kapsamını yaklaşık yüzde 50 genişletti ve birden çok uydu ürününü bu gözlemlerle aynı noktalarda karşılaştırdı. Yöntemin hikâyesi yeni bir sensörden çok, uydunun vekil ölçüsünü daha geniş bir saha ağına yeniden bağlamak.[1]

Bu karşılaştırmayla sınırlandırılan model, küresel üretimi yaygın uydu ürünlerinden yüzde 10–20 daha düşük hesapladı. Model tek bir düzeltme katsayısı uygulamak yerine çevresel değişkenlerle saha ölçümleri arasındaki ilişkiyi yeniden öğreniyor. Uydu döneminin yeniden kurulumlarında Kuzey Yarımküre'de mekânsal farklılaşma artarken Güney Yarımküre'de üretim daha tekdüze dağılıyor. Yani hem toplam hem haritanın biçimi değişiyor.[1]

Daha düşük sayının güven aralığı

Saha ölçümleriyle sınırlanan model, doğrudan küresel gözlemden farklı bir kanıt türüdür. Saha noktaları kıyılar, mevsimler ve erişilebilir bölgeler arasında eşit dağılmıyor; model bu boşlukları sıcaklık, ışık, besin ve renk gibi çevresel değişkenlerle dolduruyor. Veri tabanının yüzde 50 büyümesi önemli, fakat okyanusun her hücresini ölçülmüş hâle getirmiyor. Sonuç, eski ürünlerin saha ölçümlerine göre taşıdığı sistematik farkı niceliyor ve onların tümünü yanlış ilan etmiyor.[1]

Yüzde 10–20'lik aşağı yönlü revizyon, okyanusun atmosferden aldığı karbonun aynı oranda değiştiği anlamına da gelmez; birincil üretim ile uzun süreli karbon gömülmesi aynı büyüklük değildir. Ancak karbon döngüsü modellerinin başlangıç akısını ve hangi bölgelerde değişim arayacağını etkiler. Bağımsız sınama için en değerli ek veri, bugünkü veri tabanında seyrek kalan açık okyanus ve mevsimlerde aynı kuluçka protokolleriyle alınacak ölçümlerdir.[1]