Suyun ortak ölçüsü
Bir balinanın gövdesiyle bir balığın gövdesi aynı soyun devamı değil. Yine de suya yerleşmiş bu uzak akrabaların büyüklük değişimleri ortak bir örüntü taşıyor. Mark Pagel, Ciara O’Donovan ve Andrew Meade’in 21.374 omurgalı türünü karşılaştıran çalışmasında, büyük evrimsel boyut değişimleri suda daha büyük ve daha sık; uçabilen hayvanlarda daha küçük ve daha seyrek bulundu. Karada yaşayanlar arada kaldı. Canlıların geçmişi tek bir kalıbın kopyası olmadan da bazı kısıtları paylaşabiliyor.[1]
Bu karşılaştırmanın şaşırtıcı yanı, benzerliğin yalnızca akrabalığı izlememesi. Suya dönen memelilerin örüntüsü balıklara, yarasalarınki kuşlara yaklaşıyor. Bir soyun taşıdığı geçmiş ile karşılaştığı yaşam ortamı birlikte düşünülebiliyor. Benim burada bulduğum anlam, evrimi kazananın en üste yerleştiği bir merdiven olarak anlatma alışkanlığımızı bırakmak için küçük ama somut bir neden. Su, kara ve hava tek bir başarı sırası vermiyor; farklı bedenlere farklı hareket alanları açıyor.[1]
Tekrarın sınırı
Araştırmacılar geçmişteki her değişimi görmedi. Yaşayan türlerin ölçümleri ile soy ağaçlarını birleştiren istatistiksel model, büyük değişimlerin hangi dallarda gerçekleşmiş olabileceğini çıkardı. Son büyüklük analizinde 2.408 değişim yer aldı. Dolayısıyla görünen düzen, milyonlarca yılın kesintisiz bir filmi değil. Model varsayımlarına bağlı bir karşılaştırma. Çalışmanın bağımsız popülasyon verilerinde benzer sıralama bulması bu yorumu destekliyor, ama beden büyüklüğünden bütün biyolojik özelliklere sınırsız geçiş sağlamıyor.[1]
Daha sade okuma da değerli: Bu yalnızca beden büyüklüğüne ilişkin bir sonuç olabilir; insanın kendisi hakkındaki büyük soruları olduğu yerde kalır. Buna katılıyorum. Bulgudan bilincin, zekânın veya insan türünün kaçınılmazlığı çıkarılamaz. Tekrarlanan bir büyüklük örüntüsü, aynı canlıların yeniden ortaya çıkacağı anlamına gelmiyor. Yine de bu sınır, sonucu küçültmek zorunda değil. Aynı fiziksel dünyada farklı soyların benzer değişim olanaklarına yaklaşması, akrabalık kadar çevreyi de düşünmeye çağırıyor.[1]
Anlatırken seçtiğimiz yer
Böyle bir bulgunun insanı merkeze alan anlatılarımıza katkısını, yeni bir üstünlük belgesi vermesinde aramıyorum. Çalışma insanın yerini veya değerini ölçmedi. Katkısı daha dar: Evrimsel benzerlikten zorunlu bir sonuca sıçramamak için elimizde belirli bir örnek var. Bir çocuğa, bir öğrenciye ya da kendimize canlıların geçmişini anlatırken benzer koşulları ortak bir kaderle karıştırmamayı seçebiliriz. Bu bir eğitim etkisi ölçümü değil; bulgudan çıkardığım anlatma sorumluluğu.[1]
Beden büyüklüğü için görülen örüntünün başka özelliklerde de ortaya çıkıp çıkmadığı, yeni karşılaştırmaların konusu. Bu soru açık kaldığında geçmiş de daha zengin görünüyor: Benzer baskılar, birbirinin yerine geçmeyen soylar. Okur olarak ortak kısıtların içinde gerçekleşmiş, belirli bir yaşamın parçası olduğumuzu düşünebiliriz. Buradaki hayret, sonucun önceden yazılmış olmasına ihtiyaç duymuyor.[1]