İki karenin satın aldığı şey
European XFEL'in SQS aygıtında, toplam 120 metre uzunluğundaki iki ondülatör bölümü yaklaşık 1,0 ve 1,2 kiloelektronvolta ayarlandı; ikinci X-ışını darbesi birincisinden onlarca ila yüzlerce femtosaniye sonra çıktı. İki darbe de serbest uçan, ksenonla katkılanmış bir helyum nanodamlacığına ulaştı ve saçılan alanlar aynı algılayıcıda üst üste bindi. Bunun nedeni basit: ışık algılayıcıları bu kadar yakın iki parlama arasında tetiklenip okunacak kadar hızlı değil, dolayısıyla iki sinyalin toplamı tek bir kırınım görüntüsüne kaydediliyor.[1]
Şimdiye kadar bir süreç, farklı gecikmelerde farklı örnekler gözlenip görüntüler sonradan sıraya dizilerek izleniyordu. Bu yol, örnekler birbirinin aynısı olduğunda işe yarar; serbest uçan parçacıklar ise boyut, biçim, yönelim ve iç yapı bakımından birbirinden ayrılıyor, yani böyle bir dizinin her karesi başka bir nesneye ait. Tek bir damlacığın iki görüntüsü, o yerine koymayı ortadan kaldırıyor. Karşı okumayı da adıyla anmak gerek: geri çatımlar bütün desenler için değil, en elverişli kırınım desenlerinden oluşan bir altküme için başarıya ulaştı, dolayısıyla kazanım kulağa geldiğinden dar kalabilir.[1]
Aygıtın henüz gösteremediği
Yöntemin döndürdüğü iki görüntü, ksenonla katkılanmış helyum nanodamlacıklarını 20 nanometrelik uzamsal çözünürlükle veriyor ve 50 ile 750 femtosaniyelik gecikmelerde alındı. Her iki görüntüde gözlenen yapıların birbiriyle tutarlı olması, bu aydınlatma koşullarında önemli yapısal hasarın ancak daha uzun sürelerde ortaya çıktığına kanıt sayılıyor. Aynı cümleyi tersinden okumak da mümkün: bir nanoparçacığın ilk iki kareli dizisi, büyük ölçüde pek bir şey yapmayan bir nanoparçacık gösteriyor. Bir yöntem gösteriminin dürüst biçimi genellikle böyledir.[1]
Bir aygıtın bu aşamada olması olağan; asıl belirlediği şey onu kimin kullanabileceği. Yöntem ayrıca, aynı ışık darbesinin yakaladığı gümüş nanoparçacık çiftleri üzerinde sınandı; buradaki görüntüleme sorunu matematiksel olarak aynı, ışık ise daha bol. Bu sınama, iki renkli çalışma kipindeki sınırlı darbe enerjilerinden etkilenmiyor, ve tam da bu yüzden kısıtın nerede olduğunu gösteriyor: makinenin kendisinde. Bir haşhaş tohumu kadar beyni uçtan uca okunabilir kılan bağlantı haritası için de aynı biçim geçerliydi; kazanç gerçekti, tek örnek ve eksik tamamlama oranı da öyle.[1], [2]
Bir sözcüğün hak edilmesi
Alessandro Colombo'nun ifadesi kendi çekincesini içinde taşıyor: aynı nesnenin birden çok karesi anlamında film denecekse, bunlar şimdiye dek çekilmiş en hızlı nano ölçekli filmler. İki kare, filmin başladığı yer. Buradan bir diziye giden mesafe sayılabilir şeylerle ölçülüyor: bir desenin kaç kareye ayrılabildiği, aralarına kaç gecikmenin sığdığı, başarılı bir geri çatımın ne kadar sıradanlaştığı. İzlenmesi gereken ilk şey de bir sayı: sonraki bir çalışmada, önceden seçilmemiş desenlerden yapılmış bir geri çatımın yayımlanıp yayımlanmadığı.[1]
Bu ölçeğe dair elimizdeki görüntülerin çoğu, tek bir kırınım görüntüsünden çıkarılmış tek bir durağan görüntüydü; hareket, farklı örnekler üzerinden kurulan pompa-prob düzenleriyle ortalamadan devşiriliyordu. Ortalama, çok şey öğretti ve öğretmeye de devam ediyor. Ama iki durağan görüntünün ilk kez aynı nesneye ait olması, ortalamayı görmenin tek yolu olmaktan çıkarıyor. Bu akşam haberi okuyan biri için değişen şey küçük ve belirli: bu ölçekteki nesneler artık tek tek, kendi zamanları içinde sorulabiliyor.[1]