Kızıl buzda sınırlı bir deniz topluluğu

Taylor Buzulu'nun ucundaki Blood Falls, demirce zengin buzulaltı tuzlu suyunun kızıl dışa akışı. McMurdo Kuru Vadileri ile deniz karşılaştırma noktalarından alınan 167 su, tortu ve rüzgârla taşınan örnek içinde araştırmacılar ayrı bir deniz mikroökaryot topluluğu buldu. Diyatomeler, haptofitler, dinoflagellatlar ve siliyatlar arasında deniz gösterge türleri vardı. Dağılım geniş değildi: topluluk yalnızca buzul ucundaki kızıl buz, çamur ve tortuyla sınırlıydı. Bu sınır, tek başına bulunan bir DNA parçasından daha anlamlı. Aynı örnekleme ağı vadilerin başka yerlerinde ve deniz karşılaştırma alanlarında çalıştığı için, buzul ucundaki kümelenme rastgele taşınmış malzeme yerine yerel yaşam alanını işaret ediyor.[1]

Topluluğun etkin ve yalıtılmış olduğu iki ayrı ölçümden geliyor. Metatranskriptom profilleri fotosentez, ozmotik baskı yanıtı ve hücresel onarım yolakları etkinleşmiş fototroflar gösterdi; transkript, eski DNA'nın korunmasından farklı olarak hücresel etkinliğin işaretidir. Haplotip ağları da Taylor Buzulu ucundaki diyatomelerin McMurdo Boğazı'ndaki soydaşlarından soya özgü biçimde ayrıştığını gösterdi. Bu ikisi birlikte, canlıların yakın zamanda rüzgârla gelmiş konuklardan çok yalıtılmış bir nüfusun torunları olduğuna işaret ediyor. Rüzgârla taşınan hücrelerin ulaştıktan sonra etkinleşmesi mümkündür, ancak aynı açıklamanın belirgin haplotip ayrışmasını da üretmesi daha güçtür.[1]

İki milyon yılın kanıtı nerede duruyor?

Tuzlu suyun yaklaşık iki milyon yıl önce bir buzulun okyanus bağlantısını kapatmasıyla yalıtıldığı düşüncesi bu çalışmanın doğrudan tarihlemesi değil. Daha önceki jeokimyasal ve izotopik kanıtlar, sıcak dönemlerde deniz suyunun Taylor Vadisi'ni bastığını ve ilerleyen buzulun suyu yeraltında bıraktığını destekliyor. Yeni makalenin katkısı biyolojik: bugün dışarı çıkan tuzlu suyun deniz kökenli ve etkin bir topluluğu barındırdığını gösteriyor. Bu, buzulaltı tuzlu suların yaşam alanı olabileceğine çalışan bir Dünya örneği ekler; Europa ya da Enceladus'ta yaşam bulunduğu anlamına gelmez. Başka dünyalara uzanan benzetme, yalnızca soğuk, tuzlu ve kapalı bir ortamın biyolojik olarak boş olmak zorunda olmadığını gösteren dar basamakta geçerlidir.[1]

En ilginç açık soru zaman değil, demir. Fitoplankton genellikle demirce fakir ortamlarda gelişirken bu soylar demirin bol olduğu Blood Falls çevresinde etkin. Topluluk düzeyindeki RNA yolakları onların fotosentez, ozmotik baskı ve onarım yaptığını gösteriyor, fakat demiri nasıl kullandıklarını söylemiyor. Bunun için tuzlu sudan tek tek soyların kültüre alınması ya da tam genomlarının çıkarılması gerekir. 2028 sonuna kadar böyle bir soy elde edilirse demir sorusu çevresel bir gariplik olmaktan çıkıp hücresel bir mekanizmaya bağlanabilir. O zamana kadar bulgunun sağlam çekirdeği daha sade: okyanus bağlantısını kaybetmiş bir tuzlu su sistemi, deniz kökenli bir topluluğu yalnızca saklamamış, etkin tutmuş.[1]