Aynı süre ekranda, farklı sonuç

Birleşik Krallık ve Singapur'da 8 ile 10,5 aylık 47 bebek, hece üçlülerinden kurulmuş üç yapay dili dinledi. Her dil aynı konuşmacıyla eşleştirildi ve konuşmacının gözlüğü şeffaf, kısmen koyu ya da tamamen koyu oldu. Ekrana bakma süresi koşullar arasında anlamlı biçimde değişmedi. İstatistiksel olarak anlamlı öğrenme yalnızca gözlerin bütünüyle göründüğü dilde saptandı; kısmen görünür koşul ise sınırda kaldı. EEG çözümlemesine kullanılabilir kaydı olan 42 bebek girdi. Çalışma Nature Communications dergisinde yayımlandı.[1]

Beyin etkinliği ölçümü daha incelikli bir ayrım gösteriyor. Yetişkinden bebeğe yönlü bağlantılar üç bakış koşulunda da saptandı; ancak bütünüyle görünür gözler, bağlantıyı gözlerin görünmediği koşula göre güçlendirdi. Yetişkinden bebeğe bağlantı örüntüsü öğrenmeyi, bebeğin kendi iç bağlantılarından daha iyi yordadı ve bakış ile öğrenme arasındaki ilişkiye aracılık etti. Konuşma ritmine sinirsel eşlenme yalnızca tam bakışta anlamlıydı fakat öğrenmeyi yordamıyordu. Dolayısıyla sonuç, iki beynin yalnız bir koşulda bağlandığını değil, zaten bulunan bağlantının bakışla ağırlık kazandığını söylüyor.[1]

47 davranış ölçümünün ve 42 EEG verisinin sınırı

Bu sonucun taşıyabileceği yükü abartmamak gerekiyor. Davranış örneklemi 47, EEG örneklemi 42 bebekten oluşuyor; iki şehir ve ekran üzerinden sunulan yapay dillerle sınırlı. Tam bakıştaki öğrenme etkisi küçük ile orta arasındaydı, kısmi bakış sonucuysa düzeltilmiş p = 0,058 ile sınırda kaldı. Üstelik yetişkinin videosu ve EEG'si önceden kaydedildiği için gerçek karşılıklılık yoktu; aracılık çözümlemesi de bağımsız bir deneyle nedensel doğrulama gerektiriyor. Bir sonraki sınama, bakışın erişilebilirliğini daha büyük bir örneklemde ve canlı, çift yönlü etkileşim içinde değiştirmeli.[1]

Yine de elde kalan ayrım önemli. Bebekler üç koşulda da ekrana bakmış olsa da öğrenme aynı ölçüde ortaya çıkmadı; toplam görsel dikkat ne koşullar arasında farklıydı ne de öğrenmeyi yordadı. Bu, görünür gözün yalnızca bakışı uzatmadığını, konuşmacıdan bebeğe giden sinirsel bağlantının ağırlığını değiştiren toplumsal bir işaret olabileceğini düşündürüyor. Bunu ekranlar hakkında bir kurala çevirmek doğru değil. Çalışmanın gösterdiği daha dar şey, aynı ses akışı içinde neyin öğrenilmeye değer sayıldığının toplumsal bir ipucuyla değişebilmesi. Gerçek yaşam karşılıklılığının bu etkiyi güçlendirip güçlendirmediği ise hâlâ açık.[1]