Sayılan şey uzunluk

Zipf dağılımı, bir iletişim dizgesinde sık geçen birimlerin kısa, seyrek geçenlerin uzun olma eğilimini anlatır. İnsan dillerinde bu iyi belgelenmiş bir olgudur ve genellikle konuşmanın kendini ekonomiye göre biçimlendirmesi olarak okunur. Edinburgh Üniversitesi öncülüğündeki ekip bu ölçütü kuş ve balina seslerine taşıdı: Japon isketesi, kambur balina ve karşılaştırma için insan.[1]

Yöntem, insan bebeklerinden ödünç alındı. Bebekler sözcük sınırlarını, hangi seslerin birlikte geçtiğine bakarak çıkarır; ekip aynı yaklaşımı kuş ezgisi verisine uyguladı. İsketelerin seslendirmeleri istatistiksel olarak tutarlı nota dizileri hâlinde düzenleniyor ve bu diziler insan konuşmasındakiyle aynı Zipf örüntüsünü izliyor. Örüntü, kuşların yetişkinleri dinleyerek geçirdiği erken öğrenme evresinde beliriyor. Kambur balina şarkılarında karşılaştırılabilir bir yapı görülüyor.[1]

Araştırmacıların çizdiği sınır

Bu tür bulgularda cümle genellikle bir adım öteye kayar ve hayvanların konuştuğu söylenir. Ekip sınırı kendisi çiziyor: dil yalnızca insanda bulunuyor, ancak gezegeni kültürel olarak evrilen iletişim dizgelerine sahip başka türlerle paylaşıyoruz. Ölçülen şey, bir dizgedeki birimlerin uzunluk dağılımı; anlam, dilbilgisi ve gönderim ölçümün dışında kalıyor.[1]

Aynı istatistiğin üç türde birden çıkması, ortak bir baskıya işaret ediyor: kuşaklar boyunca öğrenilerek aktarılan bir dizge, öğrenilmesi kolay biçimlere doğru aşınır ve sık kullanılan birimler kısalır. Buna karşı duran bir açıklama da var. Kısa sesler üretmesi ucuz olduğu için daha sık yinelenmiş olabilir; bu durumda örüntünün kaynağı doğrudan ses üretiminin bedeli olur ve kültürel öğrenmeye gerek kalmaz. Derleme bu ikisi arasında seçim yapmıyor.[1]

Üç tür, hangi genişlikte bir sav?

Karşılaştırmanın genişliği savın genişliğini de belirliyor. Edinburgh ekibinin eline geçen üç tür — bir iskete, bir kambur balina ve insan — canlılar arasında geniş bir aralığa dağılıyor; buna karşılık üç nokta bir eğri çizmez. Ezgisini öğrenerek edinen türler bunlarla sınırlı olmadığı için, düzenin ne kadar yaygın olduğu şimdilik açık kalıyor.[1]

Savı asıl sınayacak karşılaştırma da buradan çıkıyor. Ezgisi kültürel olarak öğrenilmeyen, doğuştan gelen bir türde aynı uzunluk düzeni ölçülür ve bulunmazsa, aktarım açıklaması güç kazanır; bulunursa açıklamayı üretim bedelinde aramak gerekir. İnsanın hangi bakımdan yalnız olduğu sorusu böylece daha dar ve daha yanıtlanabilir bir soruya dönüşüyor: yalnız olduğumuz yer, işaretleri düzenleyen istatistikte mi, yoksa onlarla ne yaptığımızda mı?[1]