Bir damlacığın yolu
Hücrenin içindeki bir yağ damlacığı, baktığımız düzlemden uzaklaşıp derinliğe doğru ilerliyor. Ekranda yalnızca yassı bir iz kalsaydı yolunun bir bölümü kaybolacaktı. 30 Ekim’de yayımlanan hakemli mikroskopi çalışmasının bana en çarpıcı gelen sonucu bu: bir hareketin ne kadarını görebildiğimiz, hücrede neler olduğuna ilişkin anlatımızı değiştiriyor. Tokyo Üniversitesi ekibi canlı hücrelerde kimyasal yapıları saniyede 19,2 hacimle izledi. Böylece derinlik, hareketin ölçülebilen bir parçası haline geldi.[1]
Bu ilerlemeyi anlamlı bulmamın nedeni, yaşamı anlatmak için seçtiğimiz görüntüyle ilgili. Hücreyi yalnızca yerleri belirlenmiş parçalar halinde düşünmek kolay. Bir damlacığın yolu ise konumla birlikte zamanın da açıklamaya katılmasını istiyor. Benim buradan çıkardığım yorum, canlılığın tek bir güzel görüntüye sığdırılmasına karşı daha sabırlı bir bakış. Araştırma yaşamın bütününe dair yeni bir tanım vermiyor; belirli yapıların hücre içindeki taşınmasını daha iyi ölçüyor. Yorumun ağırlığı bu somut farktan gelmeli.[1]
Görüntüye ulaşmanın yolu da önemli. Düzenek, eklenen boyalar yerine moleküllerin ışığa verdiği yanıttan kimyasal bilgi çıkarıyor. Bu, bakılan yapıya başka bir işaret eklemeden soru sorabilme olanağı. Yine de görüntünün içinde aydınlatma, ölçüm ve hesaplama var. Doğaya yaklaşmanın burada kazandığı anlam, aracı ortadan kaldırmakta değil; hangi araçla neyin görüldüğünü anlayabilmekte yatıyor. Hayranlığı besleyen şey, hücrenin içine sınırsızca bakabildiğimiz düşüncesi değil, belirli bir soruya daha elverişli bir pencere açılması.[1]
Görüntüye yüklediğimiz anlam
Daha serin bir okuma, bunun uzmanlara yarayan bir görüntüleme ilerlemesi olduğunu söyleyecektir. Haklı bir itiraz: deney tek hücreler ve ince örneklerle yapıldı. Kalın dokularda suyun ışığı soğurması ve ışığın saçılması başka engeller çıkarıyor. Canlı hücrelerde kısa süreli yağ damlacığı takibi ile bütün bir organizmanın işleyişini açıklamak arasında geniş bir mesafe var. Bu mesafeyi korumak, bulgunun insani anlamını küçültmüyor. Tam tersine, neye şaşırdığımızı açıkça söylememizi sağlıyor.[1]
Bence bu görüntüyü başkalarıyla paylaşırken yapılabilecek somut tercih, hareketi yalnızca çarpıcı bir renk dizisine çevirmemek. Bir damlacığın nereden nereye gittiğini ve derinlik bilgisinin hangi farkı yarattığını birlikte göstermek daha öğretici. Aynı sunum, izlenen hücreyle bütün canlılar arasında kendiliğinden bağ kurmamalı. Bu bir iletişim tercihi önerisi; çalışmanın insanların düşünme biçimini şimdiden değiştirdiği iddiası değil. Araştırmanın açtığı olanak ile ona verdiğimiz anlam arasındaki ilişkiyi dürüst tutmanın yolu burada başlıyor.[1]
Kendi bedenimizi düşünürken de bu ölçekte kalabiliriz: bir hücre içindeki hareket, yaşam hakkında sorduğumuz soruların ne kadar somut olabileceğini gösteriyor. Yeni düzenek, yağ damlacıklarının yolunu kimyasal ayrımla ve derinliğiyle izleyebildi. Benim için umut taşıyan tarafı, büyük bir cevaba ulaştığımız duygusundan çok, daha iyi bir soru sorabilmemiz. Bir görüntüye yeniden bakıp derinlikte neyin kaybolduğunu merak etmek, okurun da paylaşabileceği bir dikkat biçimi.[1]