Kuvvete erişmek

Askerî güç, ihtiyaç duyulan yere ulaştığında işe yarar. NATO Askerî Komite Başkanı Amiral Giuseppe Cavo Dragone, Berlin Güvenlik Konferansı’nda Avrupa Birliği ile işbirliğinin somut örneği olarak askerî hareketliliği seçti. Meseleyi açık tarif etti: personel ve teçhizatın Avrupa’ya girmesi ve kıta içinde taşınması. Savunma tartışmasının merkezinde bu kadar sade bir fiilin bulunması yerinde. Bir müttefike verilen güvence, kuvvetin o müttefike erişebilmesine dayanır.[1]

Bu yüzden hareket kabiliyeti, eldeki kuvvetin değerini belirleyen bir unsur. Envantere bakmak kolaydır; kuvveti kullanılabilir saymak daha ağır bir hükümdür. Personel ile teçhizatın aynı savunma ihtiyacına cevap verecek biçimde taşınması gerekir. Cavo Dragone’nin NATO ve AB’nin güçlü yanlarını birleştirme çağrısını bu ölçüyle okuyorum. Kurumlar arasındaki uyumun asker açısından değeri, ihtiyaç duyulan kuvvete erişimi kolaylaştırmasıdır. Vergi veren yurttaş açısından değeri ise satın alınmış kabiliyetin kullanılabilir kalmasıdır.[1]

Konuşmanın ağırlığı burada: taşıma işini savunmanın içine yerleştiriyor. Bu önceliği ciddiye almak için yeni bir silah duyurusu beklemeye gerek yok. Fakat açıklamanın ölçüsü de korunmalı. Berlin’de belirli bir kuvvetin hazırlık süresi, taşınma hızı veya yeni bütçesi açıklanmadı. Mevcut işbirliğini daha iyi kullanma çağrısı da aynı sözleri açıklayabilir. Benim çıkarımım, erişimin değerlendirmede öne alınması gerektiği. Avrupa’nın askerî hareket kapasitesinin bu konuşmayla arttığını söylemek için ek uygulama bilgisi gerekir.[1]

Aynı tehlikeyi görmek

NATO Uluslararası Askerî Karargâhı Genel Direktörü Korgeneral Remigijus Baltrėnas aynı konferansta başka bir gerekliliğe işaret etti. İttifakın 32 üyesinin olan bitene ilişkin ortak bir anlayış geliştirmesini istedi. Rusya’nın eylemleri karşısında yanıltılmayı önleme hedefini vurguladı. Toplumların dayanıklılığını da karma müdahale biçimlerine karşı caydırıcılığın parçası olarak anlattı. Personel ve teçhizatın taşınması kadar, bunlara neden ihtiyaç duyulduğunun anlaşılması da bu savunma yaklaşımında yer alıyor.[1]

Ortak durum değerlendirmesi, birlikte hareket etmenin başlangıç maliyetini azaltabilir. Bir müttefik tehlikeyi başka, diğeri başka okuyorsa, eldeki kuvvetin hangi ihtiyaca cevap vereceği de tartışmalı kalır. Yine de anlaşmazlıkların tamamını bilgi eksikliğine bağlamak hata olur. Ülkeler aynı olgulara bakıp farklı siyasi tercihler yapabilir. Baltrėnas’ın çağrısının değeri, ortak değerlendirmeyi çalışılacak bir savunma görevi olarak adlandırmasında. Bu görev siyasi kararı ortadan kaldırmaz; kararın hangi olgular üzerinde verildiğini berraklaştırmayı amaçlar.[1]

Berlin’in önemli tarafı, savunmayı bu kullanılabilirlik sorularına bağlaması. Kuvvetin erişimi, kurumların birbirini tamamlaması ve müttefiklerin durumu nasıl gördüğü birlikte değerlendirilmeli. Yurttaşla açık konuşma talebi de aynı ölçüye tabi. Halkın savunmadaki rolünü anlatmak, yetkililerin hangi işi üstlendiğini anlaşılır kıldığında anlam kazanır. Caydırıcılığın güvenilirliğini böyle bir açıklıkla tartışmak mümkün. Konferansta ilan edilen öncelikleri bundan sonraki uygulamaların değerlendirme ölçüsü olarak almak yerinde; bugünden tamamlanmış kabiliyet saymak için gerekçe yok.[1]