İş bölümü
Badr mutabakatının askeri değeri, dört imzanın tek bir üretim düzenine dönüşmesine bağlı. Katar, Türkiye, Pakistan ve Endonezya Doha’da ortak üretim, teknoloji transferi ve teknik eğitim için bir çerçeve kurdu. Mevlütoğlu’nun tarifinde Türkiye teknoloji ve sistem entegrasyonu, Pakistan ile Endonezya üretim kapasitesi, Katar ise yatırım ve talep sağlıyor. Bu dağılım bir başlangıç. Bir sistemin kim tarafından üretileceği ve kullanım boyunca kim tarafından destekleneceği somut projelerde belirlendiğinde hazırlık düzeyi hakkında daha sağlam konuşulabilir.[1]
Badr çerçevesinde savunma imalatı ve araştırma geliştirme var. Sürdürülebilir kabiliyet için üretimden sonraki desteğin kapsamı da önemli. Satın alan ülkenin üretime katılması, dış tedarikçiye bağımlılığın azaltılması için bir seçenek. Bir parçayı üretmek ile bütün sistemin bakımını üstlenmek farklı sorumluluklar. Ortak üretimin destek zincirine katkısı, bu sorumlulukların paylaşımına bağlı. Doha’daki mutabakat henüz belirli bir sisteme ilişkin böyle bir iş bölümü açıklamıyor.[1]
Mevcut projelerin sınavı
Ortakların sıfırdan başlamadığı açık. Türkiye ile Pakistan’ın dört gemilik projesinde inşa işi İstanbul ve Karaçi arasında paylaşılıyor. Türkiye ile Endonezya ortak tank geliştiriyor. Vidal, alımların yerel üretimle birlikte yürütülmesinin şirketlere sipariş, alıcı ülkelere iş sağlayabileceğini söylüyor. Bu örneklerin gösterdiği mekanizma, mevcut satın alma talebinin üretim payıyla bağlanması. Aynı mekanizmanın dört ülkeye yayılması mümkün; gerçekleştiği ölçüde değerlendirilmeli.[1]
Daha dar bir açıklama da var. Özçelik’in işaret ettiği gibi Badr, mevcut ikili düzenlemeleri daha yapılandırılmış bir ağda topluyor olabilir. Böyle bir düzenleme yeni üretim kapasitesi eklemeden koordinasyonu iyileştirebilir. Bu nedenle imzadan doğrudan artmış askeri güç sonucu çıkarmam. Teknoloji transferinin kapsamı, ortak bir projenin üretim takvimi ve destek sorumlulukları açıklanırsa iki yorumu ayırmak kolaylaşır. Şirketlerin uzun vadeli sipariş kazanmasıyla kullanıcı orduların sürdürülebilir kapasite kazanması aynı hızda gerçekleşmek zorunda değil.[1]
Taahhüt ve kabiliyet
Taahhüdün sınırı da açık tutulmalı. Doha belgesi savunma sanayisi işbirliğine ilişkin. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye’nin ağustostaki Mekke anlaşması ise karşılıklı savunma taahhüdü içeriyor. Badr’dan otomatik bir müdahale yükümlülüğü türetmek, sanayi düzenlemesinin taşıyamayacağı bir anlam yükler. Mevlütoğlu da Katar’ın Washington’la ilişkisini terk edeceği veya Türkiye’nin NATO’dan uzaklaşacağı yorumuna karşı çıkıyor. Tedarik seçeneklerini çoğaltma amacı, müttefik değiştirme niyetinin kanıtı olarak okunamaz.[1]
Benim izleyeceğim eşik, ortak üretim niyetinin açıklanmış bir iş bölümüne dönüşmesi. Hangi sistem, hangi tesis, hangi teknik eğitim ve hangi destek yükümlülüğü? Bu soruların yanıtları, ortaklığın kullanıcıya ne kadar kontrol kazandırdığını gösterebilir. Şimdilik sağlam dayanak mevcut projeler ve yeni işbirliği çerçevesi. Çerçevenin caydırıcılığı artırdığını söylemek içinse teslim edilmiş, kullanılabilir ve desteklenebilir kabiliyetle birlikte karşı tarafın davranışına ilişkin kanıt da gerekir. Doha imzaları bu sonuca henüz tek başına yetmiyor.[1]