Retten onaya uzanan yol
Bir anlaşmanın ömrü, onu imzalayan hükümetin ömründen uzun olabiliyor. Türkiye ile Libya’nın 2019 tarihli deniz yetki alanları mutabakatında şimdi bunun somut bir örneği var. Mutabakatı Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti imzaladı; doğudaki Temsilciler Meclisi 2020’de reddetti. Aynı meclis 20 Ekim’de bu kez oybirliğiyle onay verdi ve önceki kararlarını kaldırdı. Değişen şey, metni destekleyen Libyalı siyasi aktörlerin dağılımı. Bu dönüşün ağırlığı, dünün itiraz makamının bugün anlaşmayı kendi ulusal çıkarının parçası saymasında yatıyor.[1]
Bu dönüşü anlamak için iç savaşın taraflarına bakmak gerekiyor. Halife Hafter’in güçleri ile Trablus’a bağlı güçler, 2014’te başlayan savaşta karşı karşıyaydı. Aralık 2019’da Hafter’in güçleri Trablus’u kuşatırken Türkiye, Fayiz es-Serrac’ın hükümetine danışmanlar ve insansız hava araçlarıyla destek verdi. Deniz mutabakatının ilk siyasi çevresi böyle bir karşıtlıktı: Ankara’nın ortağı Trablus, karşısındaki silahlı ve siyasi merkez ise doğudaydı. Doğudaki meclisin 2020’deki reddi, bu bölünmüş siyasi yapının anlaşmaya yansıyan bir sonucuydu.[1]
Bugünkü en güçlü açıklama, tarafların güncel hesaplarını değiştirmesi. Ankara, geçen yıldan beri Hafter’in güçleriyle askeri temaslar geliştiriyor; temmuzdaki işbirliği askeri tesisleri ve ileri gözetleme sistemlerini kapsadı. Böyle bir yakınlaşma, doğudaki meclis için anlaşmayı yeniden değerlendirmeyi kolaylaştırmış olabilir. Bir başka açıklama, milletvekillerinin doğrudan deniz yetki alanlarına ilişkin kendi ulusal çıkar değerlendirmeleridir. Meclis üyesi Tarık el-Ceruşi’nin vurgusu da bu yönde. Temasların sırası, tek başına oylamanın hangi pazarlık karşılığında yapıldığını kanıtlamıyor; ancak eski karşıtlığın yerini alan işbirliğini somutlaştırıyor.[1]
Libya içindeki kabulün dış sınırı
Burada 2019 ile bugünü aynı sahne saymak yanıltır. O tarihte Türkiye’nin askeri desteği, Trablus’a saldıran doğu güçlerini durdurmaya yönelmişti. Bugün aynı doğu çevresiyle temaslar ve meclis onayı var. Dolayısıyla geçmişten bugüne taşınan unsur, tarafların değişmez dostluğu veya düşmanlığı olamaz. Kalıcı olan, bölünmüş Libya kurumlarının dış anlaşmalar üzerinde ayrı ayrı tutum alabilmesi. Meclisin önce ret, sonra onay vermesi, bu kurumsal ayrılığın ortak bir metin etrafında farklı zamanlarda farklı sonuçlar üretebildiğini gösteriyor.[1]
Libya içindeki bu genişleyen destek, Akdeniz’de başka devletlerin itirazlarını da ortadan kaldırmış sayılmıyor. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, oylamanın ardından 2019 mutabakatının uluslararası deniz hukukunu ve bölgedeki devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiği görüşünü yineledi. Yunanistan ortaklarını ve müttefiklerini bilgilendirdiğini açıkladı. Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’nin Dışişleri Bakanlığı ise onayı memnuniyetle karşıladı. Aynı kararın bir tarafta memnuniyet, diğer tarafta itirazla karşılanması, anlaşmanın iki ayrı siyasi çevrede işlem gördüğünü anlatıyor: Libya’daki kurumsal kabul ve bölgedeki deniz yetki iddiaları.[1]
Oylamanın açtığı imkân, Ankara’nın anlaşmaya verdiği desteğin Libya’daki tek bir siyasi merkeze bağımlılığının azalmasıdır. Bunu bir çıkarım olarak okuyorum; karşı olasılık, bugünkü onayın askeri yakınlaşma sürdüğü müddetçe geçerli kalan sınırlı bir tercih olması. Yunanistan’ın itirazı da anlaşmanın dış çevresindeki uyuşmazlığın sürdüğünü hatırlatıyor. Bu nedenle izlenmesi gereken alan, onayın Libya kurumlarındaki uygulaması ve bölge devletlerinin deniz yetki alanları hakkındaki müzakereleridir. Eski metnin yeni destekçileri var; bu desteğin kurumsal sürekliliği ise sonraki kararlara bağlı.[1]