2018’den 2022’ye değişen ortaklık
Eritre ile Etiyopya’nın bugünkü suçlamaları arasında, sekiz yıl önceki uzlaşmanın beklenmedik bir devamı duruyor. Abiy Ahmed’in 2018’de iktidara gelişiyle iki ülkenin ilişkileri düzelmişti. Ardından Eritre, 2020–2022 Tigray savaşında Etiyopya federal hükümetinin yanında yer aldı. Bugün ise Addis Ababa, eski müttefikini Tigray’a girmekle ve isyancıları desteklemekle suçluyor; Asmara bu iddiaları reddediyor. Aynı aktörlerin bu kadar kısa sürede karşı cephelere yerleştirilmesi, uzlaşmanın hangi çatışmayı çözdüğünü sormayı gerektiriyor. 2018’de devletler arasındaki yakınlaşma ile Tigray’daki savaşın sonunda kurulacak düzen aynı anlaşma değildi.[1]
Bu ayrımın somut eşiği 2022. Al Jazeera’nın hatırlattığı gibi Eritre, birlikte savaştığı Etiyopya hükümetinin Tigray savaşını bitiren barış anlaşmasına taraf olmadı. Bir savaş ortağı, savaş sonrası uzlaşmanın dışında kaldı. Buradan bugünkü bütün askerî davranışların nedeni çıkarılamaz; fakat ortak düşmana karşı iş birliğinin, o düşmanla varılan uzlaşmada aynı çıkarları üretmediği görülebilir. Tarihsel mekanizma bu geçişte yatıyor: silahlı ittifakı mümkün kılan çatışma sona ererken müttefiklerin sonraki düzeni birlikte belirlemesi güvence altına alınmadı. İlişkilerin yeniden bozulmasını yalnızca kadim husumetle açıklamak, bu yakın tarihli seçimi gözden kaçırır.[1]
Kıyının geçmişi, gerilimin bugünü
Daha eski eşik ise 1993’teki bağımsızlık. Eritre’nin ayrılması Etiyopya’yı kıyısız bıraktı. İki ülke 1998’de başlayan iki yıllık sınır savaşını yaşadı; 2018’deki yakınlaşma bu geçmişin ardından geldi. Kıyıya erişim meselesi aynı tarihsel sonuçtan doğuyor, fakat erişimin hangi yolla sağlanacağı güncel bir siyasi tercih. Abiy’nin 2023’ten beri denize erişme hakkını vurgulaması, Asmara’nın Assab limanına yönelik tehdit algısıyla karşılaşıyor. Eritre Enformasyon Bakanı Yemane Gebremeskel şimdi mevcut çatışmanın limanı almak için kullanıldığını ileri sürüyor. Bu iddia, Eritre’nin bağımsızlıkla kazandığı kıyıyı nasıl savunduğunu anlatan bir hükümet söylemi; Etiyopya’nın niyetlerine dair kesin hüküm vermiyor.[1]
Bugünkü gerilimin zamanlamasını açıklayan daha yakın gelişmeler de var. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, eylülden beri Abiy yönetimini devirmeye çalışan yedi silahlı grubun ittifakında yer alıyor. Etiyopya’nın Asmara’daki büyükelçiliğini kapatması ve on Eritreli diplomatı göndermesi, Eritre’nin ilişkileri kesmesiyle izlendi. Gedion Timothewos’un 8 Ekim tarihli mektubu ise cuma günü kamuya açıklandı: bakan Eritre askerlerinin Tigray’da 60 kilometre ilerlediğini savunuyor ve kendini savunma hakkını öne çıkarıyor. Bu mesafe bağımsız olarak doğrulanmış değil. Bugünkü açıklamaları harekete geçiren şey, geçmişin kendiliğinden geri dönüşünden çok yeni isyan, diplomatik kopuş ve hükümetlerin bunlara verdiği karşılık olabilir.[1]
Eski savaşın sınırı
1998 savaşıyla bugünkü gerilimin belirleyici farkı burada ortaya çıkıyor. O tarihte iki devlet arasında sınır savaşı vardı; bugünkü suçlamalar Etiyopya içindeki silahlı muhalefet, eski savaş ortaklığı ve denize erişim tartışması içinde şekilleniyor. Eritre’nin Tigray cephesini desteklediği iddiası reddediliyor. Dolayısıyla eski savaşın taraflarını yeni çatışmaya aynen taşımak açıklama sağlamaz. Tigray’da yaşayanlar için de 2018’de devletler arasında sağlanan yakınlaşma, 2020–2022’de yaşanan iç savaşı önlememişti. Devletler arası uzlaşmanın kapsamı ile içerideki siyasi düzenin kapsamı birbirinden farklı kaldı; bugünkü belirsizlik bu ayrımın sonuçlarını yeniden görünür kılıyor.[1]
Bu geçmiş, yeniden savaşın kaçınılmaz olduğunu söylemek için kullanılmamalı. 2018’de yakınlaşan hükümetler de 2022’de uzlaşmayı kuran taraflar da seçenekler arasından seçim yaptı. Bugünkü mektup ve yanıt, askerî iddiaların diplomatik hak taleplerine dönüştüğü yeni bir aşamayı gösteriyor. Benim bu kronolojiden çıkardığım sonuç, sınırı tanımanın tek başına savaş ortaklığının geleceğini düzenlemediği. Daha kalıcı bir uzlaşma, kıyıya erişim talebiyle kıyı üzerindeki egemenliği ve Tigray’daki siyasi düzenle komşu devletin rolünü aynı müzakere içinde ilişkilendirebildiği ölçüde güç kazanır. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini tarih belirlemiyor; bugünkü aktörlerin yapacağı tercihler belirleyecek.[1]