Bir sağlık programının arşivi
Ulusal arşiv belgeleri, 1966 ile 1970 arasında 4.500 Grönlandlı kadın ve kız çocuğuna, bazıları 13 yaşındayken, Danimarkalı doktorların yürüttüğü bir doğum kontrolü programı kapsamında rahim içi araç takıldığını gösteriyor. Doğum kontrolü o kadar yaygın uygulandı ki Grönland'ın nüfus artışı ciddi biçimde yavaşladı. Bir yönetimin kendi arşivinin bu ölçüde açık konuştuğu durum enderdir; sömürge dönemi sağlık idarelerinin çoğu, ne yaptığını sonradan okunabilecek biçimde yazmaz.[1]
Bu belgeler üzerine kurulan inceleme cuma günü iki rapor üretti. Adalet Bakanı Marianne Paviasen, hükûmet adına soykırım olup olmadığını söyleyemeyeceklerini, bunun tartışılmaya devam edilebilecek bir konu olduğunu belirtti. Başbakan Jens-Frederik Nielsen bir uzlaşma komisyonu kurulacağını söyledi; Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen iki hükûmetin birlikte çalışacağı sözünü verdi.[1]
Sözleşme metninin durduğu yer
BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nde tanımlardan biri, "ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grup" içinde "doğumları önlemeye yönelik tedbirler dayatmak" olarak geçiyor. Bu hüküm, arşivde tarif edilen fiile fazlasıyla yaklaşır. Heyette kalan iki uzman, Alaskalı hukukçu Dalee Sambo Dorough ile Kopenhag Üniversitesi'nden hukuk profesörü Miriam Cullen, Grönland'daki Inuit kadınların haklarının çiğnendiğini saptadı, ancak "yalnızca doğum kontrolü uygulamalarına dayanarak" soykırımın gerçekleştiği sonucuna varamayacaklarını yazdılar.[1]
Tarif ettikleri sınır görevlendirmeye aittir. Aynı uzmanlar, Danimarka'nın soykırım niyetinin, raporlarının kapsamı dışında kalan kanıtlara -örneğin Inuit çocukların Danimarkalı ailelerce büyütülmek üzere alınmasına- dayanarak bir mahkemenin saptayabileceği "olası bir çıkarım" olarak durduğunu ekledi. Yani niyeti gösterecek malzeme, heyetin bakmakla görevlendirildiği alanın dışında bırakılmıştı. Başka bir açıklama da mümkün: kanıt sorununun kaynağı, görev tanımı yerine arşivin kendisi olabilir; niyet hiçbir belgeye geçmediyse daha geniş bir yetki de sonucu değiştirmezdi.[1]
Heyetin kendisi de bölündü. İki üye istifa edip ayrı bir rapor hazırladı: Danimarka İnsan Hakları Enstitüsü'nün eski başkanı Jonas Christoffersen ile Grönland'da çalışmış psikolog Jensine Nedergaard, kadınlara haksızlık edildiğini kabul etti, ancak kötü muamelenin kapsamını saptayamadı ve "herhangi bir makamın ya da sağlık çalışanının herhangi bir zamanda Grönland nüfusunu yok etme niyeti taşıdığına" dair kanıt bulunmadığını belirtti.[1]
Sorunun taşındığı kurum
Zararın karşılığı zaten kurumsallaşmıştı. Danimarka, politikadan etkilenen her kadına 300.000 Danimarka kronu ödenmesini öngören bir tazminat yasası çıkardı ve Frederiksen geçen yıl ağustos ayında "sistematik ayrımcılıktan" etkilenen Grönlandlı kadınlardan ve ailelerinden özür diledi. Adlandırma sorusu ise hukuki bir kategoriden çıkarılıp Nielsen'in duyurduğu uzlaşma komisyonuna devredildi. Miras alınan sömürge pazarlıkları çoğu zaman bu tür kurumlarda yeniden görüşülür; tanımın kesinliği orada aranmaz, itirazın sürdürülebileceği bir çerçeve aranır.[1]
Boşluğun ne kadar büyük olduğunu Paviasen'in kendisi tarif etti: iki rapor birbirinden o kadar farklı ki biri "hiç soykırım olmadığını", diğeri "olabileceğini" söylüyor. Bu arada 2024'te Grönland'ın eski başbakanı Mute B Egede uygulamayı "soykırım" olarak nitelendirmişti; yani tartışma, komisyon kurulmadan önce siyasi olarak zaten açılmıştı. Komisyonun görev tanımının, heyetin dışarıda bıraktığı çocukların alınması kanıtını kapsayıp kapsamadığı, bu boşluğun daralıp daralmadığını gösteren gözlenebilir işarettir.[1]