2011’in açtığı, 2021’in değiştirdiği
Tunus’ta Habib Burgiba Caddesi yeniden yönetim karşıtı sloganlarla doldu. Bu caddenin 2011’den kalan anlamı güçlü: Zeynel Abidin Bin Ali’nin devrilmesini rekabetçi seçimler ve genişleyen siyasi özgürlükler izlemişti. O dönemin kurumsal vaadi, farklı siyasi grupların aynı ülkede iktidar için yarışabilmesiydi. Bugünkü yürüyüşte birbirleriyle uzun süre anlaşamayan muhaliflerin yan yana gelmesi, o vaadin hangi koşullarda sürdürülebildiği sorusunu yeniden açıyor.[1]
Dönüm noktası 2021’de geldi. Kays Said, yolsuzluk ve siyasi tıkanıklıkla mücadele ettiğini söyleyerek parlamentoyu askıya aldı, hükümeti görevden uzaklaştırdı ve daha sonra parlamentoyu feshetti. 2022 anayasası cumhurbaşkanının yetkilerini artırdı. Bu sıralama, bugünkü siyasi itirazın neden cumhurbaşkanlığı etrafında toplandığını anlamaya yardım ediyor. Rekabetin kurumlar arasında dağılabildiği bir düzenden, yetkilerin tek makamda yoğunlaştığı bir düzene geçilmesi, ekonomik şikâyetlerin siyasi muhatabını da daha görünür kılıyor.[1]
Bir araya gelmenin bugünkü nedeni
Yürüyüşün yakın nedeni günlük hayatın bozulması. Su ve elektrik kesintileri, ilaç sıkıntısı, temel malların pahalanması ve satın alma gücündeki gerileme farklı kesimleri aynı şikâyetlerde buluşturuyor. UGTT’nin öncülüğündeki gösteride avukatların, doktorların, gazetecilerin ve işsizlerin bulunması bu genişliği somutlaştırıyor. 20 Ağustos’taki fiyat protestosu ile geçen ay yakıt taşımacılığı işçilerinin yaptığı 2 günlük grev, bugünkü buluşmanın öncesinde ayrı ayrı biriken talepleri gösteriyor.[1]
Ekonomik sıkıntılar, anayasal değişikliklere başvurmadan da büyük bir gösteriyi açıklayabilir. Bu güçlü ihtimali korumak gerekiyor. Yine de yürüyüşçüler yalnızca fiyatlardan söz etmiyor: tutuklu eleştirmenlerin bırakılmasını ve sendikal haklara getirilen sınırlamaların kaldırılmasını istiyor. UGTT yöneticisi Salah Eddin Salmi de yetkilerin cumhurbaşkanlığında toplanmasına itiraz ediyor. Benim okumamda bu talepler, geçim sıkıntısının üzerine eklenen kurumsal çatışmayı görünür kılıyor; anayasa değişikliğinin yoksulluğu tek başına yarattığı sonucunu gerektirmiyor.[1]
Aynı cadde, farklı siyasi koşullar
2011 benzetmesinin belirleyici sınırı burada. O ayaklanmanın ardından bir cumhurbaşkanının devrildiğini ve seçimli bir dönemin açıldığını biliyoruz. Bugün Said görevde; yürüyüşün farklı muhalif grupları buluşturması, ortak bir geçiş programında anlaştıklarını göstermiyor. Aynı sloganın aynı yerde duyulması, aynı sonucun yaklaştığına dair bir takvim sunmuyor. Üstelik 2011 sonrasında da işsizlik ve zayıf kamu hizmetleri devam etti. Seçimli dönemin ekonomik sorunları çözememesi, o dönemin mirasının bir parçası.[1]
Bu nedenle Tunus’taki kurumsal gerilimin ağırlığı, kalabalığın büyüklüğünden daha uzun bir süreye yayılıyor. Birbirinden ayrı siyasi ve mesleki çevrelerin, fiyatlar üzerindeki ortak öfkeyi özgürlük ve temsil talepleriyle birlikte sürdürebilmesi önemli bir ölçüt. Ortak yürüyüşün ardından da sendikal hakların ve tutuklu eleştirmenlerin durumunun gündemde kalması, bu birlikteliğin niteliğini gösteren somut işaretler. Yalnızca geçim koşullarında iyileşmeyle dağılan bir buluşma ise ekonomik açıklamayı güçlendirir. 2011’den kalan soru, iktidar mücadelesini taşıyan kurumların farklı taleplere ne kadar alan açtığı.[1]