Tanıdık resmin dışı
İnsanlığın geçmişini anlatan bir resimde, manzarayı çoğu zaman hemen tanımak isteriz: otlar, birkaç ağaç, uzakta su. Florisbad’dan gelen araştırma bu rahat tanışıklığı bozuyor. Güney Afrika’daki tortullarda korunan bitki izleri, erken Homo sapiens’in kullandığı bazı çevrelerin bugün bölgede karşılığı bulunmayan bileşimler taşıdığını gösteriyor. Bana kalırsa bulgunun insani ağırlığı burada: kökenimizi yerleştirdiğimiz sahne, bugünden ödünç alınmış bir arka plan olmak zorunda kalmıyor. Geçmişte yaşamış insanlar, bizim kolayca adlandırabildiğimiz manzaraların içinde yaşamamış olabilir.[1]
Hakemli çalışma, Florisbad ile Lombard’s Drift’teki bitki mumlarını, poleni, hayvan kalıntılarını ve tortulların yaşını birlikte ele alıyor. Sonuç tek bir kayıp ormanın resmi kadar basit değil. Bitkiler ile yağışın mevsimselliği arasındaki ilişki, bugünkü çevre sınıflarına tam oturmuyor. Bu yüzden araştırmanın açtığı düşünce alanını, insanın tek bir değişmez doğal evine duyduğu özlemde bulmuyorum. Beni ilgilendiren, ait olduğumuzu düşündüğümüz geçmişin, tanıdıklık duygumuza uymak zorunda olmaması. Bir manzarayı kolayca tanımak, onun geçmişte de aynı ilişkilerle var olduğunu göstermiyor.[1]
Bu ayrım, insanı her koşulda üstün gelen bir uyum ustası ilan etmeye de izin vermiyor. Makale, taş aletlerin taşınması ve kullanılmasındaki farklılıkları değişen çevrelerle birlikte yorumluyor; belirli bir yağış düzeninin belirli bir davranışı zorunlu kıldığını göstermiyor. Benim buradan çıkardığım daha dar anlam, köken anlatısında seçeneklere yer açmak. İnsanların karşılaştığı kaynaklar ve mevsimler değişirken, yaşamı sürdürmenin yolları da farklılaşmış olabilir. Bu yorumun dayanağı, tek bir kahramanlık öyküsü yerine çevresel çeşitlilik ile arkeolojik farklılıkların birlikte ele alınması.[1]
Geçmişe başka türlü yakın olmak
Daha sade bir okuma da mümkün: bu, bazı eski çevreleri daha iyi tanımlayan yerel bir araştırma. Böyle bir çalışmanın insanın kendisi hakkındaki düşüncesini değiştirmesi zorunlu değil. Üstelik tortul kayıtları eksik, bitki göstergelerinin birden fazla açıklaması var ve eski kazılardaki katman ilişkileri belirsizlik taşıyor. Bu sınırlar benim yorumumu küçültüyor: bütün insanlık tarihinin yeniden yazıldığını söyleyemem. Yine de yerel bir bulgunun, çok büyük bir hikâyede kullandığımız kolay bir varsayımı sorgulaması değerli. Bugünkü çevreleri geçmişin hazır dekoru saymak, artık daha dikkatli kurulması gereken bir tercih.[1]
Bu tercih, insan kökenlerini anlatan bir müze panosu ya da ders kitabı için somut. Ben böyle bir anlatıda, atalarımıza benzeyen yüzler kadar, yaşadıkları çevrenin bize yabancı kalan yanına da yer ayrılmasını isterim. Araştırmanın eğitim kurumlarınca benimsendiğine dair bir sonuç sunmuyorum; önerdiğim, bulgunun kamusal anlatıda kullanılabileceği bir yol. Florisbad’ın değeri, insanlara ilişkin bir geçmişin bugünkü alışkanlıklarımızın dışında kalan çevresel ilişkilerle de kurulabildiğini hatırlatmasında bulunuyor.[1]
Bir dahaki insan kökeni resmine baktığında, figürlerin arkasındaki manzarayı da düşün. Hangi bitkilerin birlikte yaşadığı, suyun ne zaman geldiği ve insanların neyi nereden taşıdığı, o resmin anlamına katılıyor. Florisbad araştırması bunların hepsini eksiksiz yanıtlamıyor; bazılarını yeniden sormak için daha iyi bir zemin sağlıyor. Benim için umut, insan yaşamını anlamak üzere tanıdık görüntünün ötesine geçebilecek merakın hâlâ işe yaramasında. Kökenimize yakınlık, geçmişin yabancılığını kabul etmeye de yer bırakabilir.[1]