Araç bir sözleşme; yasa ise yerinde duruyor
Washington çarşamba günü, yeni bir federal programa katılan şirketlerin yabancı suç çeteleri ve saldırganlara karşı gözetim ve kesintiye uğratma işlemleri yürütmesine izin veren bir başkanlık muhtırası yayımladı. Önce muhtıranın neye dokunmadığına bakmak gerekiyor. ABD bilişim suçları hukuku özel şirketlerin siber saldırı düzenlemesini yasaklamayı sürdürüyor ve metin, şirketlere karşı saldırı yetkisi vermiyor. Belge bu yasağı ne kaldırıyor ne de değiştiriyor; dolayısıyla program yasağın içinde işlemek zorunda.[1]
Muhtıranın kurduğu şey sözleşmeye dayalı bir yol. Programa katılan şirket Adalet Bakanlığı ya da İç Güvenlik Bakanlığı ile sözleşme imzalıyor; her işlem onaylanabilmek için iki bakanlığın temsilcilerinin iznini almak zorunda. İşlemler yalnızca federal gözetim altında yürüyor ve hukuki koruma da buradan geliyor: şirket, bir federal kolluk işleminin uzantısı olarak hareket ediyor; kendi başına kullanabileceği sürekli bir yetkisi bulunmuyor.[1]
Para da aynı şeyi söylüyor. Programa katılan şirket 1 milyon dolar teminat yatırmak zorunda ve işlemlerin nasıl yürütüleceğine ilişkin kurallara uymadığı saptanırsa bu tutarı yitiriyor. Bu tür bir teminat yeni bir suç yaratmaz; kurala uymamanın bedelini belirler ve hükûmetin kendi saptamasıyla harekete geçmesine olanak tanır.[1]
Yetkinin işlemeyi bıraktığı yer
Federal bir yetkilendirme ABD savcılarını bağlar. Yabancı bir savcı üzerinde ise hükmü yoktur. Politikayı yarım yamalak bulan Hunter Strategy'den Jake Williams, programa katılan Amerikalıların yurt dışına gittiklerinde kolaylıkla üniformasız muharip sayılabileceğini, üstelik böyle bir suçlamanın yabancı bir hükûmete yaraması için doğru olmasının bile gerekmediğini söyledi. Tasarımın açık bıraktığı boşluk burada: program katılımcılarını ülke içinde koruyabilir, ancak riskleri onlarla birlikte yolculuk eder.[1]
Dar okunduğunda bu, yeni bir dille sunulmuş sıradan bir tedarik düzeni olabilir. Muhtıranın kendi sınırları da bu yöne işaret ediyor: metin, hiçbir işlemin Amerikalıları ya da ABD'deki sistemleri hedef almasını engelleyecek süreçlerin kurulmasını emrediyor ve katılımcılardan elektrik şebekesi ya da su idareleri gibi kritik altyapıya yönelik yakın bir saldırıyı hükûmete bildirmelerini istiyor. Bunlar tedarikçi yükümlülükleridir. Daha güçlü okuma, değişimin bir işlemi kimin yürüteceğinden çok kimin önerebileceğinde durduğu yönünde; çünkü her işlem yine federal gözetim altında yürüyor ve federal bir onay olmadan ilerleyemiyor.[1]
Katılım koşullarını belirleyecek yönerge iki ay içinde yayımlanacak ve hangi okumanın geçerli olduğunu o belirleyecek. Yönerge yetkilendirmeyi her işlem için ayrı ayrı düzenlerse, kol muhtıranın bıraktığı yerde kalır. Programa alınan şirkete sürekli bir onay tanırsa, kol denetim aşamasına kayar ve teminat, hükûmetin elinde tuttuğu tek sürekli bağ hâline gelir.[1]