Önce görev
Suriye ile Suudi Arabistan’ın savunma bakanlıkları arasında imzalanan anlaşmanın ağırlığı, Riyad’ın içinde bulunduğu savaşta ortaya çıkıyor. Suudi Arabistan, Yemen’deki Husilere karşı hem savunma hem saldırı desteği arıyor. Ahmed eş-Şara’nın bir aydan kısa sürede Riyad’a ikinci ziyareti bu arayışın ortasına geldi. Muhammed bin Selman ile görüşmenin askerî sonucu bir işbirliği anlaşması. Suriye Dışişleri Bakanlığı hükümlerini açıklamadı. Bu aşamada anlaşmaya vereceğim askerî değer, açtığı temas kanalında; hangi görevi kimin üstlendiğini henüz bilmiyoruz.[1]
Asker için ilk soru görevidir. Savunma desteği ile saldırı desteği farklı sorumluluklar doğurur. Havaalanlarını ve petrol tesislerini hedef alan Yemen’deki grubun saldırıları karşısında destek arayan bir ülkeye yardım, hangi görevin kabul edildiğine göre başka bir ağırlık taşır. Anlaşmayı bu görev ayrımı üzerinden okuyorum. İmza, iki bakanlığın birlikte çalışma iradesini ortaya koyuyor. Kuvvetin kullanılabilirliğine hükmetmek içinse bu iradenin ne tür bir görevle somutlaştığını görmek gerekir.[1]
Şara’nın ziyaretini doğrudan Yemen savaşına asker gönderme kararı gibi okumak, açıklananın ötesine geçer. İşbirliği mevcut temasları düzenleme veya güvence verme amacı da taşıyabilir. Benim çıkarımım daha sınırlı: Suudi Arabistan’ın destek arayışı, Suriye açısından görev seçimini ve üstlenilen yükün sınırlarını önemli kılıyor. Aynı imza, farklı görevlerde çok farklı riskler taşır. Bu yüzden iki ordunun hangi sorumlulukta anlaşması gerektiği sorusu, anlaşmaya atfedilen genel siyasi yakınlıktan daha yararlı bir askerî ölçü sunuyor.[1]
Güvencenin sınırı
İkinci soru, kime hangi güvence verildiğidir. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Riyad ziyaretinden önce Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki karşılıklı savunma düzenlemesine katılmayı değerlendirdiklerini söylemişti. İkili bakanlık anlaşmasının imzalanması ile bu düzenlemeye katılma değerlendirmesi, taahhüdün kapsamı bakımından farklı basamaklar. Savunma planlamasında bunların her birinin hangi yükümlülüğü doğurduğunu açık tutmak gerekir. Aksi hâlde müttefiklerin birbirinden beklediği yardım, üzerinde uzlaşılan görevin önüne geçebilir.[1]
Ziyaretin daha somut rakamları kalkınma tarafında bulunuyor. Altı kredi anlaşmasının toplamı 403 milyon doları aşıyor. Sağlık tesisleri, konut onarımı, sivil savunma, Halep’te elektrik üretimi ve içme suyu sistemleri açıklanan başlıklar arasında. Bu parayı askerî yardım bütçesi diye toplamak yanlış olur. Suriye’nin yeniden inşa ihtiyacı ile Suudi Arabistan’ın savaşta destek arayışı aynı ziyarette buluşuyor. Benim açımdan buradaki temel tercih, işbirliğinin hangi yükü hangi kurumun üzerine koyduğudur; sivil hizmetlerin gereksinimi de değerlendirmede görünür kalmalı.[1]
Bu nedenle Riyad anlaşmasını açık görev ve sınır talebiyle karşılıyorum. Karşılıklı savunma güvencesinin güvenilirliği, tarafların birbirinden ne beklediğini bilmesine dayanır. Suriye’nin olası katkısını değerlendirmede de görev, sorumluluk ve bu sorumluluğun süresi belirleyici ölçülerdir. Açıklanan kalkınma kredileri ile savunma anlaşmasının kendi amaçlarını korumak, hem askerî yükü hem yeniden inşa ihtiyacını doğru tartmaya yardım eder. Siyasi yakınlığın kuvvete katkısı, imzanın ardından üstlenilen somut işte aranmalı.[1]