Çizginin içinde kalan hayat

Bir canlının besin noktaları arasında kurduğu bağlantılara baktığında, karşında bir yol haritası görmen kolay. Physarum polycephalum’un tüpleri çizgilere, besin noktaları düğümlere çevrilebiliyor. Böylece yaşamakta olan bir düzen, hesaplanabilir bir ağa dönüşüyor. Beni bu dönüşümde düşündüren şey, doğanın insanlara hazır bir şehir planı vermesi fikrinden çok, dönüşümü yapan kişinin tercihleri. Hangi bağlantıyı önemli sayıyoruz? Hangi hareketi görmezden geliyoruz? Maria Dębińska’nın yeni makalesi, bu soruları merakın içine yerleştiriyor. Bir canlıyla karşılaşmanın hayreti, ona benzettiğimiz şeyin sınırlarını sorduğumuzda da sürüyor.[1]

History and Philosophy of the Life Sciences’ta yayımlanan hakemli araştırma, biyoloji, ağ araştırması ve sanattan üç örneği izliyor. Yeni bir deneyle Physarum’un insan benzeri zekâya sahip olduğunu göstermiyor. Canlının farklı alanlarda nasıl model hâline geldiğini araştırıyor. Toulouse’daki örnekte tüpsü yapıların görüntüleri çizgelere çevriliyor; uzunluk ve dayanıklılık gibi özellikler bu sadeleştirilmiş yapı üzerinde karşılaştırılıyor. Fakat kabın dışına çıkan bir canlı, hesaplanan ağın dışında kalabiliyor. Bu küçük ayrıntı önemli: Modelin yanıtladığı soru ile organizmanın yapabildiklerinin tamamı aynı genişlikte değil. Aynı organizmanın tanınabilir kimliğini korurken farklı sorulara uyarlanabilmesi, çalışmanın sınır nesnesi kavramıyla anlattığı özellik. Bu kavram, disiplinler arasındaki aktarımı izlemeye yarıyor; bütün disiplinlerin aynı açıklamayı benimsediği anlamına gelmiyor.[1]

Bu sadeleştirmeyi bir kusur saymıyorum. Bütün ayrıntıyı koruyan bir çizgeyle belirli bir ilişkiyi görmek zaten zorlaşırdı. Yine de benzer biçimlerden aynı nedenlere atlamak ayrı bir adım. Besin arayan bir organizmanın bağlantılarıyla insanların kurduğu altyapı, bazı ölçütlerde karşılaştırılabilir. Bu karşılaştırma, ikisinin aynı amaçla veya aynı zorunluluklarla oluştuğunu söylemez. Dębińska’nın çözümlemesinden benim çıkardığım ders, modelin değerini kullanıldığı soruyla birlikte okumak. Canlıyı bir çizgiye dönüştürürken kazandığımız açıklıkla kaybettiğimiz ayrıntıyı beraber görebiliriz.[1]

Benzetmeye yakından bakmak

Makaledeki biyosanat örneği bu mesafeyi başka türlü açıyor. Sarah Grant ve Selena Savić, canlı ağlarla bağlantıları görünür ve maddi kılıyor. Besinin akışı ile veri paketlerinin hareketi arasında kurulan ilişki, aynı mekanizmanın çalıştığı iddiasına dönüşmek zorunda değil. Böyle bir karşılaşma, kendi ağlarımızı hangi sözcüklerle düşündüğümüzü sormaya yarıyor. Burada sanattan çıkarılacak tek bir kent yönetimi reçetesi aramıyorum. Merakın toplumsal anlamı bazen bir çözüm ilanından önce, kullandığımız benzetmenin hangi soruları açtığını fark etmekte bulunuyor.[1]

Daha sönük bir okuma da mümkün: Bunlar küçük bir araştırma dünyasının model tercihleri; gündelik hayatın değiştiğini göstermiyor. Bu itirazı yerinde buluyorum. Makale, bir belediyenin kararını değiştirdiğine veya bir iletişim ağının başarısını artırdığına dair yeni sonuç sunmuyor. Yine de bu sınırlılık, okurun karşısındaki düşünme işini ortadan kaldırmıyor. Bir canlıdan alınmış görüntüyü insan düzenine örnek gösterdiğimizde, hangi benzerliğe dayanıldığını bilmek isteyebiliriz. Bu, uygulama başarısı hakkında bir iddia değil; bilimsel bir benzetmeye nasıl dikkat göstermek istediğime ilişkin bir tercih.[1]

Sonunda sana kalan, canlıya bakarken kendi düşünceni de görebilme imkânı. Physarum’u daha yakından tanımak için onu insana benzetmek şart değil. Bağlantıların nasıl çizildiğini, nelerin dışarıda bırakıldığını ve hangi soruya yanıt arandığını sormak yeterince zengin bir başlangıç. Makalenin bende bıraktığı hayranlık burada: Aynı organizma farklı alanlarda çalışılırken, bilmenin biçimleri de görünür oluyor. Bir sonraki etkileyici ağ görüntüsünde yalnızca doğanın ne yaptığını sormayabilirsin. Ona bakarken hangi seçimi senin yaptığını da düşünebilirsin.[1]