Bir selin içindeki farklı hayatlar

On bir santimetre, bir sel haritasında kolayca gözden kaçabilecek bir fark. Scientific Reports’ta 2 Kasım’da yayımlanan Idai araştırmasında, orta derinlik grubundaki ortalama su yüksekliği iklim değişiminin etkisiyle 1,10 metreden 1,21 metreye çıkıyor. Mozambik’teki 2019 selini inceleyen bu modelin bana düşündürdüğü, ortak gezegenimizin aynı biçimde yaşanmadığı. Suyun kapladığı yüzeydeki küçük değişim, insanların karşılaştığı derinlikteki farkı görünmez kılabiliyor.[1]

Modelde iklim değişimi toplam sel alanını yaklaşık %2 genişletiyor. Oysa daha derin su gruplarına bakıldığında nüfus maruziyetine göreli katkısı büyüyor. Araştırma bu farkı, aynı fırtınayı farklı iklim ve nüfus koşullarında karşılaştırarak ortaya koyuyor. Burada açılan bakış, tek bir büyük felaket görüntüsünün içinden farklı yaşam koşullarını seçebilmek. Benim için bilimsel ölçünün kamusal değeri, ortak bir tehlikeyi anlatırken aramızdaki farkları silmemesinde.[1]

Çalışmada nüfus artışı ve yerleşim değişimi, toplam maruziyet artışında daha büyük yer tutuyor. Fakat insanları haritada saymakla onlara sorumluluk yüklemek arasında büyük bir mesafe var. Bu hesap, insanların neden o yerlerde yaşadığının bütün tarihini açıklamıyor; hangi evlerin korunabileceğini de tek başına belirlemiyor. Ben nüfus terimini, insan varlığını bir hata gibi sunmak için değil, korunması gereken hayatların nerede bulunduğunu anlamak için kullanmayı anlamlı buluyorum.[1]

Korumanın iki sorusu

Bir başka ayrım daha var: daha varlıklı gruplarda çok derin suya maruziyetin göreli artışı daha yüksek bulunuyor; daha yoksul grupların başlangıçtaki maruziyeti ise daha yüksek. Yalnız artışa bakan bir bakışla yalnız mevcut derinliğe bakan bir bakış, aynı insanları ön plana çıkarmayabilir. Bu, araştırmanın insan dayanışmasına açtığı somut bir soru: ortak korumayı düşünürken değişimin hızına mı, insanların zaten bulunduğu koşula mı daha çok ağırlık veriyoruz?[1]

Sosyoekonomik haritaların kesin hane tarifleri olmadığı bu sorunun içinde kalmalı. Mozambik için sınırlı verilerle kurulan karşılaştırmalar geniş yerleşim örüntülerini gösteriyor; kırılganlığın bütün değişimlerini veya yaşanmış kayıpları ölçmüyor. Buna rağmen iki hesabı birlikte düşünmek mümkün: kimlerin koşulları ağırlaşıyor, kimler zaten daha derin suya açık? Bana göre dayanışmanın ölçüyle buluştuğu yer, bu sorulardan birini diğerinin yerine geçirmemek.[1]

Bilim bize tek bir ortak deneyim vaat etmiyor; aynı gezegendeki farklı konumlarımızı görmeye yardım ediyor. Idai’nin bu hesabında on bir santimetre, yalnız suyun yüksekliği değil, hangi ayrımı önemseyerek bakmayı seçtiğimizin de başlangıcı. Koruma üzerine ortak düşüncenin hem yeni tehlikeyi hem birikmiş maruziyeti görebilmesini değerli buluyorum. İnsanların aynı ölçüde etkilenmediğini kabul etmek, birlikte hareket etme fikrini küçültmüyor; ona daha somut bir içerik kazandırıyor.[1]