Bir seçeneğin daha var olması

Bir salgına karşı nüfusun yalnızca %20’sine yetecek aşı bulunduğunu düşün. Nature Communications’ta 2 Kasım’da yayımlanan modelleme çalışması, böyle sınırlı bir kaynakla yapılan iki seçimi karşılaştırıyor. Nüfusla orantılı dağıtımda ölüm azalmasının medyanı %68,2. Eşitsizliği hesaba katan bir dağıtımda %73,9. Bunlar gerçek bir kampanyanın sonuçları değil; aynı varsayımsal dünyanın içindeki iki yol. Yine de insanın ortak geleceği hakkında düşünürken değerli bulduğum bir kapı açılıyor: Daha adil bir seçimin toplam korumayı azaltması zorunlu olmayabilir.[1]

Bu olasılığın insani ağırlığı, karşılaştırmaya kimin girdiğinde yatıyor. Aynı toplam ölüm eğrisini iyi yakalayan modeller, mahalleler arasındaki farkları farklı doğrulukla temsil edebiliyor. Araştırma, bu ayrımı Londra ve New York gibi geçmiş salgın örnekleri üzerinden görünür kılıyor. Tek bir şehir toplamına sığdırılan insanların farklı koşullarını modelde korumak, düşünülebilen seçeneklerin de değişmesine alan açıyor. Benim buradaki yorumum, eşitliğin herkesin birbirine benzediği bir gelecekten çok, farklı koşulların ortak kararda yer bulmasıyla ilgili olduğu.[1]

Buradan iki farklı gelecek tasavvuru çıkıyor. Birinde, toplam yararla daha adil paylaşım arasındaki çatışma daha seçenekler karşılaştırılmadan kabul ediliyor. Diğerinde bu çatışmanın hangi koşullarda gerçekten ortaya çıktığı soruluyor. İkinci yolun çekiciliği, ahlaki kararı matematiğe teslim etmesinde değil; karar verecek insanlara daha geniş bir hareket alanı bırakmasında. Simülasyonun sunduğu imkânı bu ölçekte tutuyorum. Bir sağlık kurumunun dağıtım kararını değiştirdiğini veya gerçek hayatta herkesin kazandığını bu hesapla söyleyemeyiz.[1]

Umudun ölçüsü

Daraltıcı açıklama güçlü: Aşı modelde tam koruma sağlıyor; korumanın azalması, tereddüt ve dağıtım güçlükleri hesaba katılmıyor. Daha eşitlikçi stratejide ölüm azalması için verilen %56,6–%97,9 belirsizlik aralığı da tek bir kesin gelecek olmadığını hatırlatıyor. Görülen ortak kazanım bu sadeleştirilmiş koşullara bağlı olabilir. Böyle bir sonucu insanlığın eşitlik sorununu çözdüğü ilanına çevirmek, bulgunun taşıyabileceğinden fazlasını istemek olur. Bu sınırı kabul etmek, modelde açılan seçeneği düşünmeye değmez kılmıyor.[1]

Olasılıkla ortak yetenek arasındaki köprü, insanları koruyacak kurumların elinde. Modelle görünen seçeneğin hizmete dönüşmesi için dağıtımın kimlere ulaşabildiği, hangi engelleri taşıdığı ve sonuçların gruplara nasıl dağıldığı önem kazanıyor. Bu, araştırmanın gerçekleştiğini gösterdiği bir dönüşüm değil; benim anlamlı bulduğum kamusal sorunun yeri. Kimlerin korunmasını birlikte başarı sayacağımıza verilecek yanıtı, hesabın doğruluğu tek başına seçemez. Ortak bir gelecek fikri, o yanıtın dışında kalan insanların koşullarını da içeri almalı.[1]

Bu yüzden beni umutlandıran, bir modelin bize iyi olmayı öğretmesi değil, seçeneklerimizi biraz daha genişletmesi. Önümüze gelen her tercih gerçekten kaçınılmaz bir fedakârlık mı gerektiriyor? Bu çalışmanın sınırları içinde, en azından bir karşılaştırmada yanıt hayır. Kendimizi yalnızca kaybın kimde kalacağını seçen bir tür olarak düşünmek zorunda olmayabiliriz. Senin ve benim ortak karara katılırken isteyebileceğimiz şey, bu daha geniş ihtimalin ciddiye alınması. Son söz insanlarda; bilim, üzerinde konuşabileceğimiz alanı büyütebilir.[1]