Şirket kapanıyor, çalışma hayatı satılıyor

Bir girişim kapanırken çalışanların bıraktığı şey yalnızca kod değildir. Hata ayıklarken birbirlerine yazdıkları mesajlar, teslim tarihini yetiştirmek için değiştirdikleri taslaklar ve toplantı takvimleri de şirketin elinde kalır. MIT Technology Review’un araştırması, bu çalışma izlerinin AI laboratuvarlarına satılan bir varlığa dönüştüğünü gösteriyor. Keelan Miskell, kapanan kripto girişiminin kodunu yaklaşık 25.000 dolara sattı; Google, Notion, Figma ve Slack içeriklerini kapsayan başka bir satışın ise yaklaşık 15.000 dolar getirmesini bekliyor. Kod ile onu üreten gündelik işbirliği ayrı ayrı fiyatlanıyor. Bir şirketin faaliyeti durduğu halde, çalışanların birlikte iş yapma biçimi başka bir ürünün hammaddesi olabiliyor.[1]

Alıcı açısından değer, pürüzsüz bir nihai cevaptan ziyade işin nasıl yürüdüğünde yatıyor. Surge AI, hata ayıklama ve hukuk gibi görevler için pekiştirmeli öğrenme ortamları kuruyor; şirketten Nick Heiner, zor kararları ve insanların anlaşamadığı durumları aradıklarını anlatıyor. Sunset’in fiyatlama yaklaşımında çalışan sayısı, çalışma süresi, içerik hacmi ve kullanılan araçlar etkili. Böylece işçinin yalnızca teslim ettiği sonuç değil, sonuca ulaşırken harcadığı zaman ve kurduğu ilişki de ticari değere çevriliyor. Bu, çalışan deneyiminin neden ilgi gördüğünü açıklıyor; gerçek işyeri verisinin sentetik veriden daha iyi eğitim sonucu verdiğini tek başına göstermiyor.[1]

Bu piyasayı yalnızca çalışan emeğinin el değiştirmesi olarak okumak eksik kalır. Kapanan şirketin borçlarını ödemesi ve elde kalan varlıktan gelir çıkarması da gerçek bir ihtiyaçtır. SimpleClosure’ın Asset Hub hizmeti için aktarılan 150’yi aşkın anlaşma, tasfiye sürecinde böyle bir alıcı grubunun ortaya çıktığını gösteriyor. Benim çıkarımım, bu kurtarma işlevinin aynı anda yeni bir bölüşüm sorunu yarattığıdır: şirketin kontrolündeki içerik, onu üreten insanların yeniden pazarlık yapmasını gerektirmeden tekrar değerleniyor. Alternatif açıklama, satışın zaten şirkete ait bir varlığın olağan tasfiyesi olmasıdır. Ancak mülkiyet hesabı, geliri kimlerin aldığı ve riski kimlerin taşıdığı sorusunu ortadan kaldırmaz.[1]

Gelir ile riskin adresleri farklı

Araştırmada satış gelirinin genellikle kıdemli alacaklılara ve yatırımcılara gittiği, çalışanlara gitmediği belirtiliyor. Buna karşılık mahremiyet riski, şirket kapandı diye ortadan kalkmıyor. Satışın iki tarafı kişisel bilgileri temizlediklerini söylüyor; avukat Greg Ewing, doktor randevuları ve çocuk bakımına ilişkin takvim bilgilerinin yine de içerikte kalabileceğine dikkat çekiyor. Bu ayrıntı bölüşümün ikinci yüzü: ticari yarar şirketin ödeme sırasına göre dağıtılırken, bir kişinin özel hayatına ilişkin bilginin dolaşıma girmesinin maliyeti o kişide kalabiliyor. Kimlik bilgisini silmekle, çalışanın kendi hayatı üzerindeki denetimini korumak aynı işlem değildir.[1]

Emory Üniversitesi’nden Ifeoma Ajunwa bu nedenle çalışanların açık rızasının alınmasını savunuyor. Onun önerisini, bütün bu satışlar için zaten yürürlükte olan bir hukuk şartı gibi okumamak gerekir. Yine de öneri somut bir karar noktasını görünür kılıyor: veri temizleme işi teknik bir işlem olarak satın alınabiliyor, fakat içeriği üreten kişinin satışa katılması ayrı bir yönetişim kararı. Şirketin arşiv üzerindeki tasarrufu, çalışanın her yeni kullanım hakkında söz sahibi olduğu anlamına gelmiyor. Benim değerlendirmem, çalışanı yalnızca temizlenecek kişisel verinin sahibi olarak görmek yerine, satılan işbirliğinin üreticisi olarak da hesaba katmanın daha tutarlı olduğudur.[1]

Bölüşüm hesabını tamamlamak için üç tarafı birlikte görmek gerekiyor: veriyi satan şirket ve alacaklıları, onu eğitim amacıyla alan laboratuvar, içerikte emeği ve özel hayatı bulunan çalışan. Tasfiye gelirinin varlığı birinci taraf için somut; eğitimdeki kazancın büyüklüğü ise alıcının ayrıca göstermesi gereken bir sonuç. Çalışanın payı ve söz hakkı, bu iki taraf arasında yapılan fiyat pazarlığından kendiliğinden doğmuyor. Bu yüzden satış bedelinin yüksekliği tek başına iyi bir anlaşma ölçüsü değil. Daha açıklayıcı ölçü, hangi içeriğin kimlerin rızasıyla devredildiği ve bu devrin yararından kimlerin pay aldığıdır. İşbirliğinin değerini kabul etmek, onu üretenleri bölüşüm hesabında görünür tutmayı da gerektiriyor.[1]