Metnin ertelediği şey
Donald Trump ile Mesud Pezeşkiyan'ın 17 Haziran'da imzaladığı mutabakat askerî operasyonların derhâl ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan ediyordu; ancak asıl içeriği başka bir yere bıraktı: savaşın tüm cephelerde bittiğini teyit edecek, BM Güvenlik Konseyi'nin onaylayacağı ve karşılıklı rızayla uzatılabilen en fazla 60 gün içinde varılacak bir nihai anlaşma. Davranışı değiştirecek ne varsa o sürenin arkasında duruyordu: Washington'ın 30 gün içinde deniz ablukasını kaldırması, yaptırımları sona erdirmesi ve en az 300 milyar dolar tutarında bir yeniden imar paketine başlaması, Tahran'ın mayınları temizlemesi ve serbest geçişe izin vermesi.[1]
Bu türden bir sürenin yaptırım gücü, dolduğunda bir şey olmasına bağlıdır. Burada bir şey olmuyor. İkili anlayışı uluslararası düzeyde uygulanabilir bir belgeye çevirecek Güvenlik Konseyi onayı, kimsenin kaleme almadığı bir nihai anlaşmaya bağlanmıştı; dolayısıyla hüküm hiç işlemedi. Trump 7 Temmuz'da anlaşmanın bittiğini söyledi, İranlı yetkililer de buna karşılık kendi taahhütlerinin tümünü askıya aldıklarını açıkladı; böylece mutabakatın kalan ömrü tümüyle iki başkentin kendi okumasına kaldı.[1]
Aynı bitiş tarihinin iki okuması
Tahran ile Washington, imzaladıkları belgenin hangi türden olduğu konusunda anlaşmıyor. Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi cuma günü İslamabad metninin bir ateşkesten çok savaşın sonunu tanımladığını, ABD saldırılarını sürdürdüğü için de uzatılması gereken 60 günlük bir ateşkes bulunmadığını söyledi. Bu, amaçlı bir sınıflandırma tartışması: bir savaşı bitiren anlaşmanın süresi dolmaz ve bir süreyi hiç kabul etmemiş taraf, o sürenin dolmasına izin vermekle suçlanamaz.[1]
Washington'ın okuması ters yöne işaret ediyor ve uygulaması bir metni beklemedi. Pentagon bu hafta, ABD'nin İran'a karşı ablukasını çiğnediği gerekçesiyle Hürmüz Boğazı'nda Panama bayraklı bir yük gemisine ateş açtığını duyurdu; oysa mutabakat, Washington'ın bu ablukayı 30 gün içinde kaldırmasını öngörüyordu. Trump ise destekçilerine, İran'ı yendikten sonra boğazı ABD toprağı ilan edeceğini söyledi. İki açıklama da belge kullanılmazken denetimin kuvvetle kurulduğunu anlatıyor; bitiş tarihinin bu kadar az şey değiştirmesinin nedeni de budur.[1]
İddiaların bundan sonraki adresi
İkili bir belge işlemez hâle geldiğinde iddialar ortadan kalkmaz; yetkisi olan başka bir mercie yönelir. ABD-İran savaşının ilk günlerinde uçakları düşürülen pilotlar için Tuğgeneral Muhammed Bagirzade, Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne yazarak Katar'ın 2 Mart'tan bu yana üç İranlı pilotu elinde tuttuğunu öne sürdü ve bir araştırma heyetinin ülkeye alınmasını istedi. Katar iddiayı kesin biçimde reddetti, pilotlarla Katar hava sahasına izinsiz girmelerinin ardından temas kurduğunu ve nisanda bir İran heyetini bulguları incelemeye davet ettiğini bildirdi. İki anlatı da bağımsız olarak doğrulanmadı ve Kızılhaç Komitesi'nin iki tarafı zorlayacak bir yetkisi yok.[2]
Erakçi ayrıca İran'ın, boğazdaki yeni deniz yolları için Umman ile ayrı bir düzenleme üzerinde çalıştığını, bunun da ancak siyasi bir çözümle mümkün olduğunu söyledi. ABD ablukası yerinde dururken bu köşe bu ayın başında boğazı açacak olanın hangi merci olduğunu sormuştu (Boğazı açacak olan hangi merci?, 8 Ağustos). O günden bu yana hiçbir merci boğazı açmadı ve yetkiyi verebilecek belge bugün sona eriyor; soru, işlemeyen ikili metinden komşuyla kurulacak daha küçük bir masaya taşınmış durumda.[1], [3]
Önümüzdeki haftalarda gözlenecek ölçüt dar. Yetkili mercii adlandıran bir metin çıkarsa — örneğin bir BM Güvenlik Konseyi kararı ya da ilan edilmiş bir koridoru ve adı konmuş bir yöneticisi olan bir İran-Umman rota düzenlemesi — geçişin yeniden bir adresi olur. Ortaya çıkan tek yeni malzeme Panama bayraklı gemi gibi olaylar olursa, boğazı ateş açmaya istekli olan yönetiyor demektir; bir sonraki anlaşmanın da haziran metni yerine, uygulamanın haziran ayından bu yana fiilen yaptığı şey üzerine kurulması gerekecek.[1]