NATO'nun ev sahipliği yaptığı, sahiplenmediği toplantı
Çarşamba günü NATO'nun Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhı, ilgili müttefiklerin Hürmüz Boğazı'nda seyir serbestisine olası katkılarını değerlendirebilmesi için genelkurmay başkanları düzeyinde bir video konferansa ev sahipliği yaptı. NATO'nun en üst komutanının sözcüsü aynı açıklamada bunun bir ittifak görevi olduğunu reddetti ve NATO'nun buradaki işini kolaylaştırıcılık olarak tanımladı.[1]
Bu ayrım, düzenlemenin neyi zorunlu kılabileceğini belirliyor. Fransa ile Britanya yaklaşık 12 devletlik bir koalisyon kuruyor; bir ittifak karargâhı üzerinden toplanan koalisyon yine de ulusal yetkilerle denize açılır. Katkı veren her ülke kendi angajman kurallarını yazar, kendi gemilerini finanse eder ve çekilme kararını kendi verir. İttifak; toplantı salonunu, kurmay çalışmasını ve yetenek tablosunu sağlıyor, yani böyle bir koalisyonu baştan mümkün kılan şeyleri. Konuşlanma yükümlülüğü ise her başkentte kalıyor. Başka bir okuma da mümkün: bu tür bir kolaylaştırma çoğu zaman bir ittifak görevinin başlangıcıdır ve siyasi zemin değişirse aynı kurmay çalışması, sudaki görüntü pek değişmeden bir NATO komutasına dönüştürülebilir.[1]
Eksik imza
Düzenleme, hiçbir üye devletin tek başına karşılayamayacağı bir koşul da taşıyor. Al-Monitor'ın aktardığına göre kalıcı bir geçiş rejimi İran'ın rızasını gerektirecek; koalisyon da gerilim yatıştığında ya da savaş çözüldüğünde güvenli geçişi güvenceye almak üzere kurgulanıyor. Bu arada Tahran deniz trafiğini kısıtlamayı sürdürüyor, Washington ise İran limanlarına uyguladığını söylediği ablukayı yürütüyor. Söz konusu su yolu, şubat ayından önce dünya ticaretine konu olan petrolün yaklaşık beşte birini taşıyordu.[1]
Tahran'ın cuma günkü kendi işareti de aynı yöne bakıyor. Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian bir tıp toplantısında savaşı şimdi bitirmenin daha iyi olacağını söyledi, İran'ı güç ve onur konumunda tarif etti ve haziranda Washington ile imzalanan 15 maddelik mutabakatı, yükümlülüklerin karşı tarafa düştüğünü öne sürerek savundu. Kısmi ateşkes pazartesi günü yenilenmeden sona ermişti. Hekimlere yapılan ve devlet medyası üzerinden aktarılan bir açıklama, cumhurbaşkanının tartışmayı nereden başlatmak istediğini gösterir; bir geçiş şeridi açmaz.[2]
Düzenlemenin bağladığını ne gösterir?
Bu sütun 17 Ağustos'ta İslamabad mutabakatını, hiçbir yükümlülüğü sona erdirmeyen bir belge olarak okumuştu; çünkü metindeki her bağlayıcı adım, BM Güvenlik Konseyi'nin onaylayacağı nihai bir anlaşmaya bağlanmıştı ve o anlaşma hiç yazılmadı. Dört gün sonra Hürmüz dosyası, genelkurmay başkanlarını toplayabilen ve yetenekleri eşleştirebilen bir karargâhın ve katkı veren ülke arayan iki başkentin elinde. Sıralama, soruyu onay mercii bulunmayan bir metinden yetkisi bulunmayan bir sürece taşıdı: aynı boşluk, kâğıttan kurmay çalışmasına geçti.[3], [1]
Bunu değiştirecek gözlenebilir tek bir adım var. Geçiş rejiminin kurucu metni ekim sonundan önce yayımlanır ve katkı veren devletleri, komuta düzenini ve başlangıç tarihini sayarsa, koalisyon haziran mutabakatının hiç taşımadığı yetkiyi kazanmış olacak. O tarihe kadar kamuoyuna ordular arası toplantılar ve yetenek görüşmelerinden fazlası yansımazsa, dosya toplama aşamasında kalır ve belirleyici imza yine Tahran'a ait olur.[1]