Akane ile Seye listede, Çad ile Venezuela antlaşmanın dışında
Amerika Birleşik Devletleri, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başkanı Japon yargıç Tomoko Akane ile Senegalli kıdemli duruşma avukatı Abdoulaye Seye'yi yaptırım listesine aldı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, iki ismin, yargı yetkisini kabul etmemiş hükûmetlerin görevlilerini soruşturma, tutuklama, gözaltına alma ya da yargılama çabalarına doğrudan katıldığını söyledi ve mahkemeyi yozlaşmış, geri dönülmez biçimde siyasallaşmış diye niteledi. Kararlar iki ismin Amerika Birleşik Devletleri'ne girişini ve ABD mali sistemindeki işlemlerini kapatıyor. Mahkeme buna, yaptırımların hukukun üstünlüğünü zayıflattığı, hukuku uyguladıkları için yargı görevlileri tehdit edildiğinde uluslararası hukuk düzeninin kendisinin tehlikeye girdiği yanıtını verdi.[1]
İkinci kaldıraç daha eski ve daha sessiz. Washington geçen ay, mahkemeyi Amerikalıları tehdit etmekle suçlayan ve ortaklarını ayrılmaya çağıran daha geniş bir diplomatik girişim başlattı. Çad ile Venezuela ayrılma kararlarını duyurdu; mahkeme de bu adımların ortak adalet arayışını zayıflatma tehlikesi taşıdığını belirtti. Mahkeme 2002'de kuruldu. Onu kuran Roma Statüsü'nü imzalayan Amerika Birleşik Devletleri antlaşmayı hiç onaylamadı; İsrail ile Rusya da üye değil.[1]
İki kaldıraçtan hangisi mahkemenin yapabileceklerini değiştirir?
İki araç farklı yerlere uzanıyor. Yaptırım kararı bir görevliye uzanıyor: adı geçen kişiye bir sınırı kapatıyor, bir mali sistemi kesiyor; mahkeme de hukuku uyguladıkları için yargı görevlilerinin tehdit edilmesinin hukuk düzenini tehlikeye attığını söylüyor. Görevin ise bir ardılı var. Ayrılma kararı bir devleti, mahkemeyi kuran antlaşmanın dışına çıkarıyor; mahkeme Çad ile Venezuela için ortak adalet arayışının zayıflaması tehlikesinden söz etti. Yayımlanmış bilgiye bakılırsa, geriye kimin kaldığını değiştiren araç ikincisi. Tersini söyleyen bir okuma da mümkün: yaptırımlar Akane ile Seye'nin kendilerinden çok, mahkemenin çalıştırdığı kişilerle işlem yapacak herkesi hedefliyorsa, kadro üzerindeki baskı kuruma da ulaşır.[1]
25 Temmuz'da bu köşe, 144'e karşı 10'luk bir oylamayı, çok taraflı bir kurumun büyük güç muhalefetini koalisyon aritmetiğiyle soğurabildiğinin kanıtı olarak okumuş ve sonucun meşruiyet verdiğini, uygulamayı zorlayacak gücü vermediğini yazmıştı (144'e karşı 10 ve bir kurumun dayanıklılığı). Uluslararası Ceza Mahkemesi örneği bu okumanın ilk yarısını zayıflatıyor. Karşı taraftaki devlet sonucu kurumun içinde tartışmayı bırakıp kuruma kimin ait olduğu üzerinde çalışmaya başladı; Çad ile Venezuela'nın ayrılmasıyla, soğurma işini yapması beklenen aritmetiğin kendisi eksiliyor.[1], [2]
Üyeliğin hareket edip etmediğini ne gösterir?
Ölçülebilir bir sınama var. Washington geçen ay başlattığı girişimi sürdürürse, 31 Ekim 2026'ya kadar ya bir devlet daha Roma Statüsü'nden ayrıldığını duyurur ya da ayrılanlar listesi Çad ile Venezuela'yla kalır. Birincisi kampanyanın üyeliği hareket ettirdiğini gösterir; ikincisi, aritmetiğin şimdiden iki kez soğurduğu baskı altında yerinde durduğunu. Bunlardan biri ortaya çıkana kadar, Akane ile Seye kararları Washington'ın neyi göze aldığını anlatıyor, mahkemenin hâlâ ne yapabildiğini pek anlatmıyor.[1]