Yeşil yüzeyin içindeki ayrım

Bir ormanın haritadaki sınırına bakarken içindeki ağaçların nasıl oluştuğu kolayca gözden kaçıyor. Oysa doğal olarak yenilenen bir alanla üretim için dikilmiş bir alan, aynı yeşil yüzey içinde farklı ekolojik geçmişler taşıyor. Scientific Data’da yayımlanan ForTy çalışması, bu geçmişi küresel orman hesabına katıyor. 2020 yılı için 10 metre çözünürlüklü harita; birincil ormanı, yeniden büyüyen doğal ormanı ve farklı dikim biçimlerini ayırıyor. Koruma için arazi seçenlerin önündeki soru böylece somutlaşıyor: hangi orman türünün alanını koruyoruz, hangisinin yerini başka bir kullanım alıyor?[1]

Yeni sınıflandırmanın değeri, aynı araziyi iki ayrı soruyla okuyabilmekte. Ağaç örtüsünün varlığı fiziksel bir gözlem; doğal orman sınıfı ise yönetim geçmişini de gerektiriyor. Yazarların ağaç tarımı ve tarımsal ormancılık için ayrı sınıf açması bu yüzden anlamlı. Tarımsal bir alanın ağaçlarla kaplı olması, o alanı doğal habitat hesabına kendiliğinden eklemiyor. Benim çıkardığım sonuç, koruma bütçesinin toplam yeşil alanı büyüten projelerle doğal ormanın sürekliliğini koruyan projeleri aynı sonuç saymadan değerlendirmesi gerektiği. Her iki işin de değeri olabilir; ekolojik hedefleri farklıdır.[1]

Aynı hektarı ölçmenin bedeli

Bu ayrımı yapmanın bir ölçüm bedeli var. Çalışmanın altı sınıf için bildirdiği toplam doğruluk yüzde 90,2; fakat kolay ayrılan diğer araziler bu ortalamada büyük yer tutuyor. Dikilmiş ormanları ve plantasyonları ayırmak daha güç. Olgun ikincil orman da birincil ormana benzeyebiliyor. Bir arazi yöneticisi için yanlış sınıflandırma, sınırlı saha incelemesini yanlış yere yöneltme riski taşıyor. Küresel ortalamayı her bölgeye eşit güvenle uygulamak, haritanın sağladığı yeni ayrımı yeniden silikleştirir. Yerel bilgiye ayrılan zaman, haritanın kullanım maliyetinin bir parçası.[1]

Alan hesabının kendisi de yönteme duyarlı. Örneklemden hesaplanan küresel orman alanı 4.142 milyon hektar; haritadaki pikselleri sayan hesap 4.037 milyon hektar veriyor. Örneklem tahmininin yüzde 95 güven düzeyindeki belirsizliği 105 milyon hektar. Afrika’daki seyrek ağaçlıkları tanıma sorunu, toplamlar arasındaki farkın bir bölümünü açıklıyor. Bu farkı yeni bir orman kaybı diye okumak yanlış olur: iki hesap aynı başlangıç yılını farklı yöntemlerle ölçüyor. Ekolojik stoktaki değişimi izlemek için zaman içinde karşılaştırılabilir ölçüler gerekiyor.[1]

Kararı araziye geri götürmek

2020 başlangıç haritası, bugünkü bir koruma projesinin sonucu hakkında doğrudan hüküm vermiyor. Uygulamadaki tercih, hangi hataya daha fazla ağırlık verildiğiyle de ilgili. Doğal ormanı tarım saymak koruma önceliğini gözden kaçırabilir; tarımı doğal orman saymak da mevcut habitatı olduğundan geniş gösterebilir. Bölgesel eşikleri değiştirmek bu iki hata arasında ödünleşim yaratıyor. Daha ayrıntılı sınıflar, saha doğrulamasına duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmadan, o emeğin hangi sınır alanlarına yöneltileceğini seçmek için yararlı bir başlangıç sunuyor.[1]

Benim için eldeki somut kaldıraç, araziyi yöneten kurumların haritadaki sınıfı yerel yönetim geçmişiyle karşılaştırması. Önce belirsiz sınırları ve karışık kullanımları incelemek, sınırlı saha emeğini açık bir soruya bağlar: doğal orman alanı gerçekten korunuyor mu? Bedeli zaman ve uzmanlık; karşılığında koruma hesabının neyi saydığı daha görünür olur. Harita bu işi tek başına tamamlamıyor. Arazi kararını veren kurumların, saydıkları hektarın hangi ekolojik sürekliliği temsil ettiğini açıklaması için daha ayrıntılı bir zemin sağlıyor.[1]