Ölçüm ile olasılık arasındaki köprü
Antarktika buz tabakasının geleceği, bugün uydunun gördüğü çizgiyi ileri uzatmaktan ibaret değil. Buzun okyanusa akışı, altındaki kayma ve yüzen sahanlıkların erimesi birlikte değişiyor. Nature Geoscience’da yayımlanan hakemli çalışmanın değeri, bu fiziksel seçimleri saklamadan yan yana sınamasında. Araştırmacılar çok sayıda buz modeli sonucunu temsil eden hızlı bir hesap kurdu ve varsayımları uydu gözlemlerine karşı ayarladı. Böylece yakın dönemde ölçülen buz davranışına daha iyi uyan yollar daha fazla ağırlık aldı. Uydu geleceği görmüyor; modelin geçmiş ve bugün karşısındaki sınavını güçlendiriyor.[1]
Sonuç, güçlü emisyon azaltımı altında bile bu yüzyılda Antarktika’nın net buz kaybetme olasılığını en az 0,92 olarak veriyor. Bu, azaltımın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aynı çalışma, daha yüksek emisyonların 2100’e kadar daha büyük buz kaybı yaratma olasılığını en az 0,89 buluyor. İlk olasılık bir yöndeki değişimin kaçınılmazlığına yakın bir değerlendirme; ikincisi seçilen emisyon yolunun kaybın büyüklüğünü etkileyebileceğini anlatıyor. Kıyı planlamasında bu iki cümleyi birlikte okumak gerekir.[1]
Tek sayı değil, koşullu aralık
Çok yüksek emisyon yolunda modelin 2100 için verdiği Antarktika kaynaklı deniz seviyesi katkısının ortancası 15,7 santimetre, üst dilimi 25,4 santimetre. Bu, bütün buzulların ve ısınan okyanusun toplamı değil; tek bir kıyı kentinin yerel su düzeyi de değil. Üst dilimi ortanca değerle birlikte görmek, düşük olasılıklı daha ağır sonucu görünür kılar. Buzun tabandaki kaymasına veya sahanlıkların erimesine ilişkin seçimler değişirse aralık da değişebilir. Dolayısıyla rakamlar kesin takvim değil, belirli varsayımların ürettiği senaryo sonuçlarıdır.[1]
Burada eldeki iki kaldıraç farklı zamanlarda işler. Emisyonu azaltmak, yüzyıl sonuna giden yüksek kayıp yolunun fiziksel baskısını sınırlayabilir; gerçekleşmiş bir azaltımın buz yanıtı gecikmeli olur. Uydu izlemi ile buz fiziğini sınamak ise tahminin güvenilirliğini artırır ve kıyıların uyum kararlarına daha iyi bir aralık verir. Hiçbiri belirli bir sahil için taşkın hesabının yerine geçmez. O hesap yerel arazi, gelgit, fırtına ve altyapı bilgisi de ister. Yazarların model belirsizliğini açması, hareketsizlik gerekçesi değil; hangi ölçümü ve hangi emisyon sonucunu izleyeceğimizi açıklığa kavuşturuyor.[1]