Aynı satış, iki faaliyet kârı

AMD’nin üçüncü çeyreğinde ilk bakışta iki ayrı faaliyet marjı görülüyor: genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine göre yüzde 21, şirketin düzeltilmiş hesabında yüzde 29. Her ikisi de 13,377 milyar dolarlık aynı gelire dayanıyor. Aradaki fark satış hacminden değil, faaliyet giderlerinin hangi bölümünün kâr hesabında tutulduğundan geliyor. Benim için sonuçların asıl sorusu, sekiz puanlık farkın hangi maliyetleri görünmez kıldığı. Gelir büyümesi güçlü; bunun ortaklara kalan faaliyet kazancına nasıl dönüştüğünü anlamak için giderlerin adına bakmak gerekiyor.[1]

Muhasebe ilkelerine göre faaliyet kârı 2,832 milyar dolar; düzeltilmiş faaliyet kârı 3,923 milyar dolar. Uzlaştırma tablosundaki en büyük iki kalem, 534 milyon dolarlık satın alınmış maddi olmayan varlık itfası ile 523 milyon dolarlık hisseye dayalı ücret. Bunlara 27 milyon dolar satın alma ve diğer giderler, 7 milyon dolar hukuki karşılık ekleniyor. Bu nedenle düzeltilmiş faaliyet kârını yalnızca olağan dışı bir hukuki giderin temizlendiği sonuç gibi okumak yanıltıcı olur. Farkın büyük bölümü, satın alınan varlıkların muhasebeleştirilmesi ve çalışanlara verilen paylardan oluşuyor.[1]

Bu fark, faaliyetlerdeki iyileşmeyi ortadan kaldırmıyor. Gelir yıllık yüzde 45 büyürken muhasebe ilkelerine göre faaliyet marjı yüzde 14’ten yüzde 21’e çıktı. Veri merkezi geliri yüzde 97 artarak 8,5 milyar dolara ulaştı; oyun geliri ise yüzde 40 azalarak 773 milyon dolara geriledi. Aynı şirketin farklı işlerinde zıt yönlü hareketler var. Toplam marjın yükselmesi, bütün ürünlerin aynı hızda güçlendiği anlamına gelmiyor; veri merkezinin büyüklüğü ve büyüme hızı, kârın hangi talebe duyarlı olduğunu gösteriyor.[1]

Ücretin ve satın almanın maliyeti

Hisseye dayalı ücret ile satın alınan varlıkların itfasına aynı ekonomik anlamı yüklemiyorum. Payla ödeme, çalışanın ücretini ortaklık hakkı üzerinden karşılıyor; faaliyet kârından çıkarılması çalışan maliyetinin ortadan kalktığını göstermiyor. Satın alınan maddi olmayan varlıkların itfası ise geçmiş bir satın almanın bedelini dönemlere dağıtıyor. Bu ikisini dışarıda bırakan bir ölçü, mevcut faaliyetlerin karşılaştırılmasını kolaylaştırabilir. Buna karşılık, çalışanlara sağlanan toplam karşılığın ve satın alma kararlarının ortaklar üzerindeki maliyetini değerlendirmek isteyen okur, muhasebe ilkelerine göre açıklanan kârı da hesaba katmalı.[1]

Burada tercih ettiğim karşılaştırma, düzeltilmiş kârı tek başına büyütmek yerine iki faaliyet marjının birlikte seyrine bakmak. Çalışanlara pay vermenin ekonomik yükünü vurgulamak, bu ödüllerin o çeyrekte aynı tutarda nakit çıkışı yarattığını ileri sürmek değildir. Benzer biçimde, itfanın nakit dışı olması satın alınan varlıkların bedelsiz olduğu anlamına gelmez. Alternatif yaklaşım, geçmiş satın almaları mevcut faaliyetlerden ayırmak ve düzeltilmiş marja daha fazla ağırlık vermektir. Ayrışma, kullanılan kâr tanımına bağlı; üçüncü çeyrekte iki tanımda da görülen iyileşme ise bu tercih karşısında daha dayanıklı bir bulgu.[1]

Sonraki karşılaştırmanın başlangıç noktası da belli: yönetim dördüncü çeyrekte yaklaşık 17 milyar dolar gelir, bu tutarın çevresinde yüzde 3 sapma ve yaklaşık yüzde 55 düzeltilmiş brüt marj öngörüyor. Üçüncü çeyrekte düzeltilmiş brüt marj yüzde 56’ydı. Bu beklenti henüz gerçekleşmiş satış veya kâr değil. Gelir artışının yanında hisseye dayalı ücret ve itfa tutarları da açıklandığında, büyümenin hangi kâr tanımında ne kadar kaldığı görülebilecek. Benim bakacağım ayrım, daha büyük satış tabanının çalışan ve satın alma maliyetleri dahil edildiğinde sağladığı faaliyet kazancı.[1]