Tarifeden enerji yatırımına
Güney Kore mallarına uygulanan ABD tarifelerindeki indirim, şimdi Alaska gazı için açıklanan 54 milyar dolarlık yatırım planının arkasında duruyor. Washington ile Seul geçen yıl yatırım taahhütlerini ticaret pazarlığının parçası yaptı; otomobiller de tarife indiriminin kapsamındaydı. Trump’ın 30 Eylül’de öne çıkardığı Alaska projesi bu alışverişin enerji ayağı. Benim için pazarlığın belirleyici sorusu, kamuya yüklenen yatırım riskinin hangi ticari koşulla kabul edildiği. İhracatçının sınırda kazandığı maliyet avantajı ile yatırımın yükünü taşıyan kamu aynı hesabın farklı taraflarında yer alıyor.[1]
Başlangıçtaki taahhüt 350 milyar dolar: gemi inşasına ayrılan 150 milyar dolar ve stratejik yatırımlara ayrılan 200 milyar dolar. Alaska projesi ikinci bölümde bulunuyor. Böylece otomobil ticaretindeki bir müzakere, boru hattı ve enerji altyapısının finansmanına uzanıyor. Tarife indiriminin muhatabı ithal edilen mal; yatırım kararının muhatabı ise projeye bağlanan sermaye. Bu ayrım, pazarlığın yükünü tarifedeki değişiklikle ölçmenin neden eksik kaldığını açıklıyor. Ticari kararların kim tarafından ve hangi risk paylaşımıyla onaylandığı, toplam taahhüt kadar belirleyici.[1]
Alaska’da planlanan fiziksel akış açık: kuzeydeki North Slope gaz sahalarından güney kıyısındaki sıvılaştırma terminaline, oradan Asya’daki alıcılara. Beyaz Saray’ın verdiği yıllık kapasite 20 milyon metrik tona kadar sıvılaştırılmış doğal gaz. Bu tasarımın ekonomik karşılığı, boru hattını, terminali ve alıcıyı aynı zincirde buluşturmasına bağlı. Kamu açısından incelenmesi gereken maliyet, yalnızca inşaat harcamasıyla sınırlı kalmıyor; kapasitenin ticari kullanımı da hesabın içinde. Bu yüzden büyük kapasite rakamı, satın alma sözleşmelerinin koşulları ve yatırım riskinin dağılımıyla birlikte okunmalı.[1]
Sermayeyi bağlayan koşul
Seul’ün stratejik yatırım programındaki ilk seçimi, önceki hafta doğrulanan Teksas’ın Encinal yerleşimindeki gaz yakıtlı elektrik santraliydi. Alaska ile nükleer enerji bileşenleri o aşamada değerlendirme altındaydı. Program içinde başka bir projenin önce seçilebilmesi, Washington’ın tek bir altyapı projesi üzerinde mutlak pazarlık gücü bulunduğu varsayımını zayıflatıyor. Encinal, Asya’ya gaz taşıyan Alaska hattının fiziksel ikamesi sayılmaz; farklı bir elektrik üretim projesi. Ancak aynı yatırım taahhüdü altında sermayenin hangi projeye bağlandığı bakımından bir karşılaştırma sağlıyor.[1]
Parlamento ticaret komitesi başkanı Kim Sung-won’un itirazı tam bu noktaya dokunuyor: kamuya büyük yük getiren yatırımın ticari gerekçesini, siyasi ihtiyaçlardan ve diplomatik taleplerden önce sınamak istiyor. Bu, tarife baskısının Güney Kore kamu maliyesine taşınmasını sınırlayan bir onay koşulu olarak okunabilir. Alternatif açıklama, projenin siyasi pazarlık olmadan da uzun vadeli enerji çıkarlarına uygun bulunmasıdır. Bu iki açıklamayı ayıran göstergeler, taahhüdün hangi koşullarda bağlayıcı hale geldiği, ilk projenin neden seçildiği ve finansman riskinin taraflar arasında nasıl bölüşüldüğüdür.[1]
Alaska Senatörü Dan Sullivan’ın projeyi desteklemesi ve kasımda Mary Peltola ile yarışması, açıklamanın ABD’deki seçim takvimine de oturduğunu gösteriyor. Yine de yatırımı yalnızca seçim hesabına indirgemek, tarife karşılığında verilen taahhüdün ticari içeriğini kaçırır. Benim ölçümüm şu: ithalatçıya verilen tarife avantajı, kamu yatırımında üstlenilen riske hangi koşulla bağlanıyor? Ticari incelemenin onay üzerindeki etkisi ve sermayenin projeler arasında dağılımı bu pazarlığın somut göstergeleri. Gazın gideceği Asya rotası kadar, riskin kimin bilançosunda kaldığı da devletler arasındaki ilişkinin bedelini belirliyor.[1]