Koşullu bir koridor
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, bu hafta Tahran ile Maskat'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçecek gemiler için geçici bir güzergâh üzerinde anlaştığını duyurdu: yaklaşık yedi mil (11 km) genişliğinde, giriş noktası ve çıkışının bir bölümü İran karasularından geçen bir hat. Garibabadi açıklamaya özenle bir koşul ekledi: boğazın tam anlamıyla yeniden açılması, ABD'nin Haziran'da imzalanan geçici anlaşma kapsamındaki kendi taahhütlerini yerine getirmesine bağlı. Ayrıntıları netleştirmek için Tahran'da İranlı mevkidaşıyla görüşen Umman Dışişleri Bakanı ise yalnızca koridorun "yakında" duyurulmasını umduğunu söyledi; kalıcı düzenleme ve mayın temizleme gibi daha zor sorular ileriki teknik görüşmelere bırakıldı.[1]
İran karasularına sıkıştırılmış yedi millik bir hat, boğazı tümüyle yeniden açmak yerine geçişi tayına bağlıyor. Genişliği ve konumu, kimin hangi koşulla geçeceğine tarafsız bir otoritenin değil doğrudan Tahran'ın karar vereceği anlamına geliyor; bu, kapatmanın kendisine kazandırdığı kaldıraçtan vazgeçmeden iyi niyet göstermeye yetecek kadar aralık bırakılmış bir boğaz. Normalde dünya petrol ve LNG ticaretinin beşte birini taşıyan Hürmüz'deki sevkiyatın büyük bölümü, Şubat ayında başlayan ABD-İsrail-İran savaşından bu yana durma noktasında; İran'ın denetimindeki tek bir koridor akışı geri getirmiyor, yalnızca sızıntıyı yönetiyor.[1]
Washington ise diğer boğazı elinde tutuyor
Bu pazarlığın ABD tarafındaki boğazı, deniz yolundan değil bankacılık sisteminden geçiyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, bu hafta duyurulmadan yaptığı Moskova gezisinde, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in İran'dan petrol ve gaz almayı sürdüren ülkelere yönelik yaptırımları ciddi ölçüde genişletme tehdidini Rus yetkililere iletti. Ratcliffe'in, kendisi de bu tehdidin hedefinde olan -zira Tahran'la ticareti sürdürüyor- Rus tarafına, yaptırım ağı genişlerse "aşırı tepki vermemesi" yönünde tavsiyede bulunduğu bildirildi.[2]
Bu iki hamle birlikte okunduğunda, tek taraflı bir sıkıştırmadan çok, birbirine denk kaldıraçların oluşturduğu bir çıkmazı anlatıyor: İran elindeki fiziksel güzergâhı, Washington ise elindeki finansal ağı ölçülü biçimde kısıyor; her iki taraf da karşı tarafı masada tutan varlığından vazgeçmeden esneklik sinyali vermeye çalışıyor. Daha basit bir okuma da mümkün: Tahran'ın koridoru, hesaplı bir kaldıraç stratejisi yürütmekten çok kendi kapasitesini yeniden kurmak için zaman kazanmak amacıyla kullanıyor olması -- zira altı aydır savaşta olan bir hükümetin, önümüzdeki ayın sevkiyat programının ötesini planlayacak alanı sınırlı.[1], [2]
Bu kaldıraç gerçek mi?
Asıl sınav bu açıklamalarda değil, onları izleyen adımlarda yatıyor. ABD Hazine Bakanlığı önümüzdeki haftalarda Bessent'in genişletilmiş yaptırım tehdidi kapsamında somut alıcı veya nakliyeci firmaları fiilen hedef alırsa, bu Washington'ın kendi boğazını müzakere aracı olarak değil sıkma aracı olarak kullanmayı seçtiği anlamına gelir -- ve Tahran'a kendi koridorunu dar tutması gerektiğini söyler. Eğer hiçbir hedefleme gelmez ve bunun yerine koridor genişler ya da uzatılırsa, bu da her iki tarafın kaldıracı fiilen kullanmaktan çok tehdidini öne çıkardığını gösterir.[2], [1]