Bern'in kilidi

İsviçre'de 27 Eylül'de oylanacak girişim tarafsızlığı bir dış politika sıfatı olmaktan çıkarıp anayasal bir karar kilidine çevirmek istiyor. Metin, ülke saldırıya uğramadıkça askerî ittifaklarla işbirliğini ve Birleşmiş Milletler kararı bulunmayan yaptırımlara katılmayı daraltacak. 25 Ağustos'ta karşı kampanyasını başlatan sivil ittifak da tarafsızlık kuralı altında gelecekteki bir krizde Federal Konseyin hangi kapıları açamayacağına odaklanıyor.[1]

Bu ayrım önemlidir. Bir devlet bugün tarafsız davranıp yarın tehdidin niteliğine göre aracını değiştirebilir; anayasal kilit ise seçilmiş hükûmetin sonraki değerlendirmesini de peşinen sınırlar. Oylama, İsviçre'de güvenlik kararının zamanını ve sahibini belirleyen bir yetki dağıtımıdır; kapsamı NATO'ya yönelik tutumların ötesine uzanır.[1]

Melbourne'ün anahtarı

İkinci dosyadaki 2+2 toplantısı ters yönde çalışan bir araç sunuyor. Ortak güvenlik antlaşmasının uygulama gündemine alınması otomatik bir savunma yükümlülüğü ilan etmiyor; dışişleri ile savunma bakanlarını aynı masada tutan bir istişare yolu kuruyor. İlk dosyadaki girişim yürütmenin seçeneklerini krizden önce kapatmak isterken, bu antlaşma krizde konuşacak makamları krizden önce belirliyor.[2], [1]

İki metin arasındaki ortak kısıt coğrafya değil usuldür. Biri hareket alanını anayasal eşikle küçültüyor, diğeri egemenlik ve toprak bütünlüğü dilini düzenli bakanlık temasına bağlıyor. Her ikisinde de güvence, karar zincirini önceden yazmakta yatar: ilk telefonun kime açılacağı ve sonraki adım için hangi makamın yetkili olduğu.[2], [1]

Boğazdaki eski cetvel

Macellan Boğazı tartışması üçüncü modeli gösteriyor. Şilili bakanlar Arjantinli bir komutanın sözlerine verilecek yanıtı koordine ederken Buenos Aires 1881 ve 1984 antlaşmalarını yeniden masaya koydu. Burada yeni bir ittifak ya da anayasa değişikliği yok; askerî söylemi sınırlayan araç, iki hükûmetin de başvurabildiği eski sınır ve barış metinleri ile kurumsal diplomatik kanaldır.[3]

Üç dosyanın sonucu sade: tarafsızlık, ortak güvenlik ve egemenlik kendi başlarına davranış üretmez. Davranışı üreten, yaptırımı kim onaylar, istişareyi kim başlatır, bir komutanın sözünü hangi antlaşma ve hangi bakanlık karşılar sorularının cevabıdır. Haritadaki çizgi ancak karar zinciri kadar sağlamdır; devletler çoğu zaman sınırı önce kâğıtta değil, usulde korur.[1], [2], [3]