Cibuti’nin geçiş talebi
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdoulkader Houssein Omar’ın Pekin’de Wang Yi ile görüşmesinden çıkan ortak bildiride bütün ülkelerin ticari gemilerinin geçiş hakkına saygı gösterilmesi isteniyor. Çin Dışişleri Bakanlığının 22 Ekim’de açıkladığı metin, Kızıldeniz ile Babülmendep Boğazı’nda uluslararası hukuka uygun seyrüseferin korunmasını istiyor. Cibuti’nin burada üstlendiği rol, başka bir başkentin açıklamasını dinlemekten daha somut: kendi bölgesindeki deniz yolunun nasıl yönetilmesini istediğini ortak diplomatik talebe dönüştürüyor. Bildirinin ekonomik başlangıç noktası da açık; yükselen gerilim özellikle Afrika Boynuzu ülkelerinin faaliyetlerini tehdit ediyor.[1]
Ben bu tercihi, güvenliğin maliyetini komşu savaştan uzaklaşarak azaltma arayışı olarak okuyorum. Ticari geçişe ilişkin talebin yanında diyalog, Birleşmiş Milletler Şartı ve çatışmanın Afrika Boynuzu’na taşınmaması vurgusu var. Bu sıra, Cibuti’nin istediği güvenliğin nasıl üretileceğine dair bir tercih içeriyor: bölgesel gerilimi azaltacak diplomasi. Bir devletin pazarlık alanı, bütün komşularını kontrol etmesine bağlı olmadan da genişleyebilir; geçişin koşullarını ortak bir metinde savunmak bu alana girer. Fakat ticari geminin yolculuğu, imzacıların dışındaki aktörlerin davranışına da bağlı.[1]
Ortaklığın taşıdığı bedel
Ortak açıklama Kızıldeniz’deki güvenliği Orta Doğu’daki durumun yatışmasına bağlıyor. Filistin halkının meşru ulusal haklarını, Gazze’de kalıcı barışı ve Birleşmiş Milletler kararlarındaki iki devletli çözümü aynı diplomatik çerçeveye yerleştiriyor. Cibuti ayrıca Çin’in Orta Doğu’da yapıcı rol oynamasına destek veriyor. Böylece deniz yolunun açık kalması için kurulan ortaklık, daha geniş bölgesel tutumları da içeriyor. Bu, Cibuti’nin açıklanmış devlet tercihi. Bildiriden ülkedeki işçilerin, işletmelerin veya farklı siyasi çevrelerin aynı görüşü paylaştığı sonucunu çıkaramayız.[1]
Daha kuşkucu bir okuma da mümkün: metin, Cibuti’nin pazarlık gücünün artmasından çok Çin’in bölgesel söylemine uyumu yansıtıyor olabilir. Çin’in yapıcı rolüne açık destek bu yoruma dayanak sağlıyor. Buna karşılık iki tarafın Afrika Boynuzu’nun jeopolitik rekabet alanına dönüşmemesi talebi, Cibuti açısından kendi çevresindeki riskleri sınırlama arayışıyla da tutarlı. İki açıklama birlikte geçerli olabilir. Küçük bir devlet, büyük ortağının dilini kabul ederken kendi ticari ihtiyacını da aynı metne yerleştirebilir. Elde edilen hareket alanının kapsamı, sonrasında alınan kararlarda ortaya çıkar.[1]
Güzergâhı kullananların ölçüsü
Bildirideki tercihleri değerli bulmamın nedeni, güvenli geçiş ile bölgesel gerilimin azaltılmasını birlikte ele almaları. Bakanlık açıklaması, gerilimin korsanlık ve terörizm gibi sorunları ağırlaştırdığını belirtiyor. Bu tanımda ticaretin devamı, çatışmanın yayılmasını önleyen siyasi işbirliğine bağlanıyor. Cibuti için seçenekleri yalnızca hangi güçlü ortakla çalıştığı üzerinden okumak, bu bağlantıyı kaçırır. Ortaklık seçimi kadar, o ortaklıktan ne istendiği de önem taşır. Buradaki açıklanmış istek, ticari gemilerin uluslararası hukuktan doğan geçiş haklarının korunması.[1]
Bu yaklaşımın halka ulaşan değeri, güzergâhı kullananların karşılaştığı güvenlik koşullarında aranmalı. Ortak bildiri bir diplomatik araç sağlıyor; çatışmaya katılan tarafların kararlarını tek başına belirleyemiyor. Cibuti’nin bölgesel gerilimi azaltma talebini, ülkenin bütün bağımlılıklarını aşmış olduğu iddiasına dönüştürmek bu nedenle erken olur. Benim çıkardığım daha sınırlı sonuç şu: Cibuti, komşu çatışmanın ticari yaşamını belirlemesine karşı kullanmak istediği koşulları açıkladı. Bu tercihin başarısını, büyük bir ortağın övgüsünden çok, güvenli ve kullanılabilir bir deniz yoluna katkısıyla değerlendirmek gerekir.[1]