İmzadan finansmana

Radiant World, Singapur merkezli bir demir cevheri tüccarı. Şirketin finansmanında kullanılan belgelerden üçü, üzerlerinde adı ve imzası bulunan kişinin onayından geçmemiş görünüyor. Neue Zürcher Zeitung’un (NZZ) 17 Ekim tarihli mahkeme belgeleri araştırmasına göre emtia tüccarı Vitol, 4 Ağustos’ta toplam 48,6 milyon dolarlık üç sözleşmedeki imzaların kendi finans yöneticisine ait olmadığını bildirmiş. Deutsche Bank temsilcisi de Radiant’ın yaklaşık 114 milyon dolar finansman elde etmek için sahte veya değiştirilmiş belgeler sunduğunu iddia ediyor. Bunlar uyuşmazlığın tutarları; bankanın kesinleşmiş net zararı açıklanmış değil. Radiant ve kurucusu Pinkesh Nahar suçlamaları reddediyor.[1]

Bu tutarları önemli kılan, faturanın krediye nasıl dayanak olduğu. Emtia ticaretinde işlem belgeleri bankaya teminat olarak sunulup finansman sağlanıyor. Borç veren böylece hem tüccarın ödeme gücüne hem de belgenin anlattığı ticaretin gerçekliğine dayanıyor. Radiant’a yöneltilen iddialar doğrulanırsa, görünürde ticari bir işlemle desteklenen alacağın bu dayanağı zayıflıyor. Geri ödeme hesabında tüccardan ve varsa başka güvencelerden tahsil edilebilen tutar ağırlık kazanıyor. Nahar’ın karşı açıklaması ise aynı sevkiyat için birden fazla belge düzenlenmesinin sahtecilik anlamına gelmediği. Riskin düğümlendiği yer, belgelerin sayısından çok karşı tarafın doğrulayabildiği işlem.[1]

Fatura karşı tarafın sisteminde var mı?

Japon bankası Mizuho’nun sorduğu belgelerde sınama daha somut. NZZ’nin aktardığına göre İsviçre merkezli emtia şirketi Glencore, 11 Ağustos’ta kendi sisteminde tarih, gemi adı ve tutar bakımından bu belgelerle eşleşen faturalar bulamadığını belirlemiş. Bu kontrol, aynı işlem için daha fazla kâğıt istemekten güçlü: finansman isteyenin sunduğu belge, ticaret ortağının kendi sistemindeki faturayla karşılaştırılıyor. Vitol’daki imza sorgusu da aynı bağı farklı bir noktadan sınamış. Her iki karşılaştırma, borç verenin elindeki alacağın hangi ticari işleme dayandığını sorguluyor.[1]

Bu kontrollerin güçlü yanı, Radiant’ın verdiği bilgiye dışarıdan bir doğrulama araması. Sınırı ise şüphenin ortaya çıkmasıyla para tahsilinin ayrı işler olması. Habere göre İtalyan bankası Intesa Sanpaolo’nun Singapur’daki bir çalışanı nisanda belgelerden şüphelenmiş, mayısta polise başvurmuş. Glencore ilişkiyi bitirmiş; Vitol da aylar önce ticareti durdurmuş. Bu adımlar yeni işlemlerden doğan riski sınırlama yönünde anlamlı. Ancak mevcut alacakların ne kadarının karşılandığını söylemiyor. Karşı olasılık da ciddiye alınmalı: gerçek sevkiyatları ve ödeme yükümlülüklerini doğrulayan belgelerle yeterli tahsilat, uyuşmazlığın kredi zararına dönüşmesini sınırlayabilir.[1]

Tahsilata kadar kalan mesafe

Radiant, eylül sonundan beri Singapur’da denetim şirketi KPMG’nin mahkeme gözetimindeki yönetimi altında. Bu, alacaklılar açısından şirketin işlemlerinin incelenmesine yönelik somut bir müdahale. Yine de geri kazanılabilir varlıkların değeri, alacakların vadesi, sigorta veya diğer güvencelerin kapsamı ve her bankanın kaybı karşılayacak sermayesi bu araştırmada hesaplanmıyor. Dolayısıyla 114 milyon dolarlık iddiadan bankanın finansman sıkışıklığına, oradan başka kurumların zorunlu satışına uzanan bir zincir kurmak için gerekli bağlantılar eksik. Belgelenen risk, adı geçen işlemler ve taraflar düzeyinde kalıyor.[1]

Benim için iddianın sınanacağı eşik açık: tartışmalı faturaların karşısında gerçekten doğrulanan bir sevkiyat, geçerli bir ödeme yükümlülüğü ve tahsil edilebilir bir varlık var mı? Bunların doğrulanması, belgelere dayalı teminatın çözüldüğü yorumunu zayıflatır. Tersine, işlem karşılaştırmalarının sonuçsuz kalması ve tahsilatın alacakları karşılayamaması, zararın alacaklıda kaldığı görüşünü güçlendirir. Burada karamsarlığın ölçüsü, dava başlığındaki büyük rakam değil, belgeler sorgulandıktan sonra alacağın ne kadarının ayakta kaldığı. Radiant dosyasında finansal riskin hesabı oradan başlıyor.[1]